Ah! Bir anda burnum kanamaya başlamıştı. Bahçenin köşesindeki çeşmeye koşarak burnumu yıkıyordum. Ben suyu vurdukça durmuyor daha da akmaya devam ediyordu. Nedenini düşünmeye çalışıyor ve çeşmenin başında kendi kendime konuşuyordum. Durmuyordu.

 

           Nasıl oluyor da burnum kanıyor? En son… Hatırlayamadım ama baya olmuş. Nasıl oldu ki bu acaba? Güneş mi geçti? Ne yapıyordum, güneş gördüm mü? Uyandım, uyudum, uyandım, kahvaltı ettim, uyudum, uyandım başka… Hafızam mı gidiyor, şu an? Ben… Sigara… Bahçe… Evet, evet, buldum. Ben en son yolu kaybeden misafiri karşılamaya gitmiştim. Bir tane de karpuz alıp dönecektim. Misafiri bekletip size karpuz alacağım desem olmazdı. Bu yüzden onları bulacağım yoldan başka bir yola girdim. Karşımdan geçen arabanın misafirler olduğunu fark ettim. Sakin bir köy ve arabaların hepsine aşina olduğum için o arabanın misafir olduğunu tahmin etmiştim. Karpuzu hızlıca aldım ve döndüğümde misafir olarak tahmin ettiğim araba yoktu. Yine nereye gittiler acaba diye düşünerek eve doğru sürdüm arabayı. Etrafımı izliyordum. Eve yaklaşınca arabanın evin önünde olduğunu gördüm. Karşılamak için gittiğim misafirler benden önce gelmişti. En azından karpuzu almıştım. Şu an şu karpuz kucağımda olmasa hiçbir işe yaramayan bir insan olacaktım. Evet arkadaşlar karpuz, gerekirse hayat bile kurtarır.

 

           Neyse ne diyorduk? Burnum… Kanı durmuyor. Küçük kuzenlerim üzülmüş olacak ki peçete falan uzatıyorlar. Sizin ne işiniz var burada? Misafir gelmeyecek miydi? Gerçi çoktan geldiler. Sizin neden burada olduğunuzu sorgulamayı başka bir zamana bırakıyorum. Misafirlerin yanına gidin ayıp olur.

 

           Neyse ne diyorduk? Burnum evet, hâlâ kanıyor. Peçeteleri tampon yapmak yerine sırtıma soktum. Sırtımda bir sıcaklık hissediyorum. Soğuk soğuk terlemem gereken yerde havaların sıcaklığı yüzünden ter bile sıcaktı sanırım. Peçeteyi sırtımdan aldığımda kanlı olduğunu gördüm. Kan kaybından ölürüm ki ben şu an. Ah! Evet. O bir çift gözü gördüm ben ve yıllardır sırtımda taşıdığım hançer yere düştü. Eee, tabi bu kadar uğraşlardan sonra yeri genişledi. O kadar çekmeyle çıkmayan hançer, kendiliğinden düşüvermiş. Çivi çiviyi söker derlerdi de inanmazdım. Harbiden denedim de çiviyle çiviyi de sökemedim. Ne kadar saçma bir sözmüş. Sözün doğrusu “Hançer, hançeri sökermiş.” olacakmış. Hançer gözleri, sırtımdaki hançeri yıllar sonra sökmüştü. Kan kaybından ölecektim ama artık umurumda bile değildi.

 

           Neyse ne diyorduk? Burnum ve artık sırtım… Ne zaman duracak bu kan? Ne zaman bitecek bu savaş? İçimdeki savaşların hepsini sonlandırdım. Kazandığımı veya kaybettiğimi söyleyeceğimi zannettiniz değil mi? Sizler de duymuşsunuzdur “Savaşın kazananı yoktur.” der. Kimin dediğinin isminin çok da önemi yoktur diye düşünüyorum. Aslında dürüst olayım, hatırlayamıyorum. Neyse yine bir savaş başlıyor gibi hissediyorum.

 

           Neyse ne diyorduk? Burnum ve sırtım… Kan durmadığına göre kan kaybından kaybediyoruz, beni. İyi bilin beni ya da siz bilirsiniz. İstediği kadar savaş olsun şu an öleceğim zaten.

 

           Neyse ne diyorduk? Burnum ve sırtım… Kan durmuş. Ne oluyor ya?

 

           Ah! Üstüm başım rezil olmuş. Ben en son misafirden geç gelmiştim. Rezil bir halde kucağımda karpuzla eve girmek istiyordum. Kapının önüne geldiğimde O’nunla göz göze geldim. O an karpuzu yere düşürmüşüm ve karpuza kafayı gömmüş kalmışım. Ulan tek karpuz almamalıydım. Karpuzu burnumdan akan kan zannetmişim. Buraya kadar normal aslında. Benim kafam bu gayet normal. Elimi sırtıma attım. Sıcak falan değil bildiğiniz buz gibi terlemişim. Yerdeki karpuzu çocuklar temizlemiş hatta ayakkabımın da bir kısmını silmiş ama ben öylece donup kalmışım. Kaç dakika öylece kaldığımı bilmiyorum. Birileri beni dürtüyor bir şeyler söylüyor. Sanırım daha da çok rezil oluyorum. Neler söylediklerini anlamaya çalıştım. “Üzülme ya bu kadar alt tarafı bir karpuz yani ne olacak? Karpuzu bu kadar ki çok seviyor. Karpuza öykü yazmışlığı var. Hadi git yenisini al da gel.” dediklerini anladım. Öyküyü niye kattın ki bunu ben anlatırdım ve anlatacak bir şeyimi yok ettiniz demek istedim. Diyemedim. Sadece üç kelime ederek oradan uzaklaştım.

“AŞIĞIM ve HALSİZİM”