Hiçbir yere ait olamamak sıkacak ruhunu. En güzel yaşlarında en suskun insanı oynamanı isteyenler, nefretle gözlerine bakacak mideni tırmalayanı kustuğunda. Bu dünyaya ait değilsin fakat etin ve kemiğinle buranın bir ferdisin. Aidiyetsizliğini ruhunla barıştır ve ait olmadığın yerleri bir bir adımla.


Tıpkı yağmurlu bir gecede nereye gideceğini bilmeden sırılsıklam olduğun gibi.


Yolun sonunda kaçtığına vardığın gibi.

Kal şimdi aidiyetsizliğinle baş başa. Zulüm ve nefretle çizgileşen yüzünü uzun uzun seyret gördüğün her yansımanda. Bu Rab'dan revadır yolunu sapıtanlara ve muhakkak merhamet vardır hatasından cayanlara.


Zaman insanı kendine hayret ettirmekle meşhurdur. Mekanlar sığınmak üzere inşa edilir ve sığamayışlar doldurur yeryüzünü. İki metrelik çukura sığan insan hiçbir yere ait olamamanın acısını taşır yıllarca. Zaman ve mekan ruhunu emecek hunharca.


Kendine bir kapı arala ve yeni bir diyarı keşfet kafatasının arasından. Fakat böylesi sana yine zulümdür. Görmek için uzaklara mı gitmeli? Sahi kavuşmak nedir? Bir yerlerin hasreti dolduracak göğsünü yıllarca. Bir şarkı duyacaksın bir duvar arkasından. Derin bir çekiş ve birkaç sigara. Her şey yeniden başlıyor. Bu kez kadehini kaldır içinde aktığın zamanın ait olmadığın mekanlarına. Bana öyle bakma.

...