göğsünde biten menekşelerin polenleri için

değil bu cümleler

yanına ulaşamayacağımı bilmenin

sularında yaşayamayacağımı

sezmemin yası

ne yakın yasa

ensemizde ölü nefesi

karşı çıkışlar senfonisi

endişeleniyorum senin için

ya ona bir şey olursa

ikna ediyorum kendimi

kandırıp bir kere daha

devam ediyorum yoluma

estetik kaygılardan arındım

anlamların bereketli tuzaklarından

anlamaların hep aceleye gelmiş

sağır tavırlarından uzakta

vaatsiz, beklentisiz seyretmedeyim

gök yüzünü

ama bunu bile benden almak istemen

nasıl bir mahlukum ben?


Sahi ya, ben yaşamının içinde

yaşamına uymayan bir yara

gürültülü değil mi oralar?

Gecenin gri bulutları

örtüyor üzerimi

birazdan titremeye başlar

dalıyla son ipliksi köklere

asılı kalmış yaprak

endişeyle süzülerek

kim bilir, olanaksızlıklar

erteledikleri uyanışı

günler günü kabul eder

sessizliği kabul eder

anlamam biraz eksik bağışla

son sevişmemizden arta kalan

küçük öpücükler

yakıyor dudaklarımı

senin adını sayıklarca

yıllanmış şarap gibi damağımda


kestiğim rollerin ucuzluğu için

sürçülisanım affola

ama görüyorsun ya

eksiklik dedikleri

sığmıyor hiçbir yere


uzanmışım yaz gecesinde

sıcaklığını yellere bırakmış

sonsuz kum taneleri üzerine

zamanı ölçecek hiçbir şey

yok burada

avuçlarımdan başka

sarılıyor yumuşak

sessiz hatıralarına

saymaktan vazgeçtim

zaten sen bana söylemiştin

ama ben hiç dinlemedim

de öyle değil işte

zihnimin içinde sesin

o en içteki katmanda

sadece senin bildiğin

tuzak yok

savaş yok

yarış yok

yalan yok

bağış yok

hayal yok

ne var öyleyse

hiç uğruna sarf edilmiş

lekelerden

birbirine bakan

kara sinekler

gözün boşluğunda

kalabalıklar

yaftalar

d

ü

ş

ü

k

endişeye mahal yok.