Bir şehre geri döndüğünde duygularına da geri dönüyor insan. Gülüşüne, gözyaşına, heyecanına… 

Geri dönmüşlüğümde karşılaştığım bu ahengi bir tablo gibi oturup izlemek istiyorum.

Yokluğumda değişen her şeyi yerine koymak ve sanki hiç gitmemiş gibi hissetmek istiyorum.

Gözlerimin önünde dün, içinde bulunduğum şimdi ve kalbimde düşlediğim yarınlara dalıp dalıp çıkarken, çıplak ayaklarıyla yeri sert adımlarla tokatlayarak gelen heybetli bir gerçeklik cüretkarca kişisel sınırlarımı aşıp gözlerini dikiyor ve bana soruyor “peki özlemin nerede?

Beklemediğim bu hesap sormaya paralize olmuş şekilde itaat ederek : 

Tabii ki şuraya koymuştum! diye solumu yokluyorum.

Bulamadıkça vücudumu saran panik buz gibi bir şok etkisi yaratıyor ama belli de etmemeye çalışıyorum. Yapmacık bir gülümsemeyle dikkatini dağıtmaya çalışırken o, çok iyi biliyor bulamadığımı ama hiçbir şey söylemiyor…

Beni rencide etmemek için değil de küçümsemek için diyelim.

Bunun yerine önce yaklaşıp küçük bir öpücük konduruyor dudaklarıma ve ben daha ne olduğunu anlamadan iri biçimsiz parmaklı elleriyle saçlarıma yapışıyor birden. Saçlarıma yapışıp beni sürüklemeye başlıyor yerlerde!

Canım çok yanıyor. Her bir saç telimin dibi çığlık çığlığa bağırıyor ama o çok kararlı. Sürüklendikçe bacaklarım, sırtım her yerim paramparça oluyor.

 

Sürüklendiğim sokak aşk, sonu ise yalnızlık. Kaybettiğim özlemim için bir bedel bu ödediğim. 


Direnmeyi bırakıp cezamı çekmeyi kabul ettiğim an, yalnızlığa 2 blok kala, beni bırakıp gidiyor gerçeklik.

Kaskatı kalakaldığım yer Araf. 


Arkasından bakıyorum, kızgın değilim.

O haklı.

Kaybettiğim özlemimi bulmam gerek. Nerede bıraktıysam gidip almam gerek.

Yerimden doğrulduğumda saçlarım omuzlarımdan yerlere dökülüyor tek tek..

Ayağa kalkıyorum, parçalanmış yaralarına boncuk boncuk irin dolmuş, bacaklarıma saçlarım dolanmış, beni orada tutmak istiyor sanki...

Gitmek için adım attığımda bir kristal kadar ince ve bir o kadar zarif kırık ruh ve kalbimin sivri parçaları ayaklarıma batıyor.

Eğilip tek tek çıkartıyorum hepsini. Ben çıkarmaya çalıştıkça kırılarak daha da çoğalıp ellerime de batıyorlar.


Ruhum, kalbim, ellerim, ayaklarım, ben tepeden tırnağa paramparçayız

ve ben özlemimi aradığım burada, bu arafta kaybolup gidiyorum.