Uyumak uzun zamandır yegâne isteğim olmuştur. Uyumak ve mümkün ise bir daha uyanmamak, çünkü vicdanımı rahatlatacak tek şeyin bu olduğuna inanmıştım. On yıllık üniversite hocalığım boyunca adaleti, hümanist yaklaşımı ve hiçbir problemin şiddet ile değil diyalog ve kanunlar ile çözülmesi gerektiğini anlatan ben, İşlemiş olduğum suçu kabullenerek uyumaya çalışıyor olsam da nafile bir çabanın içerisinde olduğumu hemen fark edip. Yapmamam gereken bir şeyi yapmış olmanın korkusundan, tedirginliğinden ve vicdan azabı çekiyor olmam geceleri huzur içinde uyuyamama neden olmuştu. Beni birkaç saat uyutabilecek ilaçlara yönelmekten başka çarem kalmadığını hissedip, son iki yıldır, Her gece uyuya bilmek için iki bazen üç adet uyku hapını içmeye başlamıştım. Bu gece de daha farklı olmuştu. Nasıl olsa hafta sonu diyerek kendimi eve kapatmış ve beş adet uyku hapını peş peşe içmiştim. Kendimi yeni doğan bir bebeğin sakinliğinde bulup hemen yatağıma uzanmam ile uyumam bir olmuştu. 

Bir parça sersemlik, hafif bir baş ağrısının eşliğinde bazı sesler duyarak gözlerimi açtım. Birkaç dakika tavanı izlemenin ardından duyduğum sesin dışarıdan geldiğini fark edince kalkıp pencere kenarına doğru kafamı uzattığım da beni uyandıran sesin bir sokak sanatçısının okuduğu dengbej olduğunu anlayıp yeniden yatağa geçtim. Bir ara yatağın kenarındaki saatli takvime bakmam ile yataktan fırlamam bir olmuştu. Çünkü iki gün boyunca deliksiz bir uyku uyumuştum. İki yıldır hiçbir gün bu şekilde uyumamıştım. Çalan telefonlara aldırmamış, beni merak edip gelen biri veya birileri olmuşsa bile duymamıştım. Artık uyanmam gerektiğinin farkındaydım. Kendimi toparlamak için öğrencilik günlerimden kalma alışkanlığım olan soğuk bir duşa girme ihtiyacı hissediyordum. Banyoya geçip bedenimi ve ruhumu soğuk suyun altına bıraktım. Soğuk suyun etkisi ile kendime geliyordum. Bir ara birkaç tıkırtı duysam da nasılsa alt veya üst kat komşularımdan geliyor diyerek soğuk suyun beni kendime getirmesinin tadını çıkartmaya devam etmeyi seçmiştim. Kendimi iyi hissetmeye başladığımda bornozumu üzerime geçirip banyodan çıkıp salonda koltuğumu geçtim. Bir anda kaskatı kesilmiştim. Karşımdaki koltukta uzun zamandır huzursuzluğuma neden olan kişi vardı. İki yıl önce öldürdüğüm adam karşımda duruyordu. Bir anda dilim düğümlenmiş nefesim kesilmiş gibi bir hâl almıştım. Başım dönmeye gözlerim ise kararmaya başlamıştı. Kendimi adeta iki yıl önce yaşadığım o karanlık gecede bulmuştum. Üniversitedeki dersimden çıkmış dışarıda biraz eğlenmiş havanın kararması ile evime doğru yürürken girdiğim karanlık bir sokakta önüme çıkan bir serserinin cüzdanımı istemesi. Cüzdanımı vermek istememem sonucunda bana saldırmaya başlaması ve aniden belinden çıkarttığı silaha yönelmem ve bir el silah sesi serserinin yere yığılması karın boşluğundan ayaklarımın ucuna kadar yayılan kan birkaç dakika orada kalışım ve koşar adımlar ile evime doğru kaçmam. Tanrım yeniden o anı yaşamak beni mahvediyordu. Öldürdüğüm adam şimdi karşımdaydı. Üstelik nefes alıyor ve hareket ediyordu. Birkaç defa yutkunmamın ardından adam gözlerini bana dikerek ölmedim dedi. Kucağında taşıdığı kutuyu masanın üzerine bırakıp, Her hangi bir tepki vermemi sakince onu dinlememi söyledi. 

Üniversitede ki öğrencilerimin beni dinlediği gibi derin bir sessizlik ile bir zamanlar öldürdüğümü düşündüğüm adamı dinlemeye başlamıştım. Adam üzerindeki deri ceketi düzeltip karşımdaki koltuğa iyice kurulmuş olabildiğince sakin ruh hali ile masanın üzerinde duran kutuyu açmamı söyledi. Kutuda birkaç kitap bir kolye ve bir zarf vardı. Zarfı açıp okumamı istedi.

Yaşadığım şokun etkisiyle zarfı elime alıp zarfın içerisinden çıkan iki sayfalık bir mektubu okumaya başladım. 



İlk sayfa;

Sevgili oğlum;

Şunu bilmeni isterim ki yaşamım boyunca seninle iftihar ettim. Mektubumun eline geçtiğinde yaşadığın korkuyu hissederek sana bazı gerçekleri anlatmayı seçiyorum. Son iki yıldır kendini işlemediğin bir suçtan dolayı yıpratıyor oluşun ve bunu benimle seni her şeyden çok seven annen ile paylaşamıyor oluşun beni derinden yaralıyordu. O geceyi şu an sana bu mektubu veren adam ile karşılaşmanı yaşadığın korkunun ve mutsuzluğunun bütün sebebi üvey kardeşlerindi. Sende çok iyi biliyorsun ki sen ailemizin her zaman başarılı çocuğu olmana rağmen üvey kız kardeşin ve üvey erkek kardeşin ne eğitim hayatında ne de yaşamlarında hiçbir başarıyı elde edemeden onurlu ve şerefli bir şekilde taşıdığımız Ardelan prensliğinden gelen ailemize yakışan bir hayat kuramamışlardı. Rezilce ve hiçbir aile yaşantısına yakışmayan bir hayatı benimseyerek var güçleriyle beni ve ailemizden geriye kalan her şeyi bir asalak sürüsü gibi tüketmeye çalıştıkları yetmiyormuşçasına her zaman iftihar ettiğimiz seni kıskanmaya başlamışlardı. Oysa çocuğum sende çok iyi bilmektesin ki kıskançlık insanoğluna her şeyi yaptıra bilirdi. Ve onlarda bu kıskançlıklarının sonucunda seni öldürmek ve benden geriye kalan mirasın üçe değil de ikiye bölünerek her şeyin sahibi olmak istiyorlardı ve bu istekleri sonucunda şu an sana bu mektubu ulaştıran adamı tuttular ancak hiç hesaplamadıkları bir şey olmuştu. Cesaretin sonucunda o adam ile boğuşmaya başlaman adamın silahına elinin uzanması ve o korkunç olayın yaşanması. Senin oradan hemen uzaklaşman senin ardından ise adamın var gücüyle ambulansa haber vermesi. Adamın birkaç ay Hasta hanede yatması polise ve savcıya hiçbir şey hatırlamadığını söylemesi seni bu beladan kurtarmıştı. 

Adam kurtulur kurtulmaz soluğu üvey kardeşlerinin yanında almış durumu anlatmıştı. Ancak anlatmak ile yetinmemiş üvey kardeşlerine bütün olayı sana anlatmak ile tehdit etmişti. Bir buçuk yıl boyunca belli aralıklar ile üvey kız kardeşin ve üvey erkek kardeşlerinden para almıştı. En sonunda iki üvey kardeş ininde verecek hiçbir şeyleri kalmadığından şu anda karşında duran adam benim yanıma gelmişti. Üvey çocuklarımın kendi öz evladıma yaptıkları bu hainliği bana anlatmaya başlamış ve bu olayın duyulmaması için beni tehdit ederek para istemişti. Ailesinin onurunu korumak isteyen her yetişkin gibi yapabileceğim tek şeyin karşımda duran bu serserinin isteklerine boyun eğmek olduğuna inanmıştım. İstediği parayı vereceğimi söyleyip çalışma odama gittim. Birkaç dakika sonra elimde adamın istediği miktarın yazılı olduğu bir çek koçanı ile dönüp koçanı adama uzattığımda adamın göğsünde sallanan yirmi bir saçaklı Mezopotamya güneşi kolyesini görmüştüm. Adama daha dikkatli bakmaya başlayıp kim olduğunu boynunda taşıdığı kolyeyi kimden çaldığını sordum. Adam ise gayet onurlu bir şekilde kolyeyi çalmadığını atalarının bir zamanlar yeryüzünde 698 yıl boyunca varlık sürdüren Ardelan prensliğine yapmış olduğu hizmetler sonucunda babadan oğula bu güne kadar geldiğini söylemişti. Adamın konuşması bittiğinde beklemesini söyleyerek çalışma odama gittim. Adamın yanına döndüğümde yıllar boyunca ailemize hizmet edenlere verdiğimiz yirmi bir saçaklı Mezopotamya güneş kolyelerinden biri elimdeydi. Adama kolyeyi gösterdiğimde dizlerimin üzerine kapanarak af dilemeye başladı. İşte çocuğum birine yapılan iyilik asla geri dönmezdi. Bu gün yeryüzünde bulunmayan prensliğimiz parçalanan ülkemiz ve birçok yere göç ettirilen ulusumuzun yapmış olduğu iyilikler ve yardımlar unutulmamıştı. Az öncesine kadar karşımda duran bir canavar şimdi dizlerimin üzerine çökmüş benden af diliyordu. 


İkinci sayfa;


Ne kadar af diliyor olsa da içimden onu affetmek bir türlü gelmiyordu. Ancak onu affetmeye mecburdum. Çünkü küçüğüm; bazen birini affetmek bir başkasını özgür bırakmaktı. Bende senin özgürlüğün için artık işlemediğin bir suç yüzünden mutsuz olmanı üvey kardeşlerinin yapmış olduğu bu kötülüğün cezasız kalmaması için onu bir tek şart ile affettim. Ondan üvey kardeşlerini öldürmesini ve yazdığım bu mektubu sana teslim etmesi sonucunda affedeceğimi söyledim. Adama bunu söylediğimde atalarına iyilikler etmiş bir aile olan bizlerden birisini bilerek öldüremeyeceğini söylese de o iki canavarın aslında benim çocuklarım olmadıklarını söyledim. Sende çok iyi biliyorsun ki babanın vefatından dört yıl sonra ikinci evliliğimi yapmıştım. Evlendiğim adamında ikinci evliliği olmuştu ilk evliliğinden bugün seni yok etmenin planını yapan iki üvey kardeşin olmuştu. Ve bizim evliliğimizden hiçbir çocuğumuz olmamıştı. Bu olayı ona yani senin öldürdüğünü düşündüğüm adama birebir anlattığımda o iki canavarı yok etmeye karar verdi. Bir hafta içerisinde geleceğini söyleyerek gitti. Adamın gelmesini beklediğim birkaç günlük bekleyiş li süre boyunca elimde bulunan birkaç kitap harici her şeyi nakitte çevirerek taşınır taşınmaz ne var ise sattım ve bütün parayı bir banka hesabına senin adına yatırdım. Senden tek isteğim bir zamanlar mutlu ve huzurlu insanların yaşadığı oysa şimdi gözyaşının hüküm sürdüğü bu coğrafyadan çok uzaklara gitmendir. Sana bırakmış olduğum servet ve eğitim ile gittiğin her yerde rahat bir yaşam sürecek olduğunu bilmek beni şu son anlarımda mutlu ediyor. Son anları diyorum çünkü ölüm ile yüz yüze geliyorum. Karşında duran adama bu mektubu verdikten hemen sonra ölümü seçecek olduğumu bilmeni istiyorum. Uzun zamandır amansız bir hastalık ile mücadele ediyor olmak her gün onlarca ilaç ve her ayın birkaç gününü geçirdiğim hasta hane odaları beni çok yormaya başlamıştı. Artık bedenim ve ruhum bu acıları kaldıramıyordu ve bende verile bilecek en doğru kararı verdiğime inanarak yaşamıma son vermeyi seçiyorum. Sakın benim için endişelenme mektup eline geçtiğinde ben yeryüzünde olmayacağım. Cenaze işlerim ile ilgilenmesi karşılığında şu anda yaşamakta olduğum konağı genç kızlığından beri yanımda duran hizmetkârıma bırakıyorum. O bütün işleri ayarlayacaktır. Artık işlemediğin bir suçtan ötürü vicdan azabı çekmeyecek oluşunun özgürlüğü ve o iki canavarın hayatında olmayacağı gerçeğini bilmek beni mutlu ediyor. Kendine bir ömür sürecek mutlu bir hayat kurmanı temenni ederim çocuğum. 


Seni seven annen,



Okuduklarımın ardından neye uğradığımı şaşırmış bir ruh haliyle karşımda duran adamın gözlerinin içine bakmaya başladım. Adam hiç bir şey demeden ayağa kalkıp başını önüne eğerek yirmi bir saçaklı Mezopotamya güneşi kolyesini cebinden çıkartıp masanın üzerine bıraktı. Annenizden size ufak bir armağan diyerek, arkasını dönüp evden çıktı. Annemden geriye kalan iki sayfalık mektup, zarfın içerisinden çıkan banka defteri, Ardelan prensliğinin anlatıldığı iki kitap ve bana iki yıldır kâbuslar yaşatan öldürdüğümü düşünerek aklımı yitirmekten korktuğum adamın bıraktığı yirmi bir saçaklı Mezopotamya güneşi kolyesi kalmıştı. 


Derin bir düşünce ile kala kalmıştım…