sana şiir yazmak ya da,

başkasıyla sevişmek arasında gidip geliyorum.

bak ben bilmiyorum bir daha yaz gelir mi

dağınık kadınlar genelde her şeyi batırırlar,

yaz günleri ya da bahar sonları gibi düğünlerde,

üzerlerine sıcak kahveler dökmeye bayılırlar.

üstelik bir ayrıntı daha:

toplumda pembeyle gizlenir en siyahlar.

topladığımız bavullar tatile mi gider,

yoksa otogarlar sözlükte ayrılık olarak mı kalır,

bilmiyorum.

kendimden sorumlu değilim,

üzerime kahve dökmekten ve

seni unutmaktan sorumlu değilim.

başkasının heyecanlı anılarını

-dinleyip güler miyim-

şarkı sözlerini, bilmiyorum

balkon sigarasının burnumun ucundaki kılıcıyla

beni sarıp sarmalamış kış günü,

ki ben ocakta çok soğukta kalmıştım, hatırlarsın

gidiyorum kopkoyu kahve bir tilkinin sırtında.

biz böyleydik işte en başındaydı, 

ben, senin yanında kediye benzemeye çalışan,

serseri bir kadındım.

sen nazlı kadınlar seversin,

kendimden bilirim.

aşkın varsa kadın vardır,

yoksa sevişmeler titizlik beklemez ellerden

ben biliyordum ve sayfalarım çizilmişti.

sonumuzu oradan okuyup duruyordum.

sevgilicilik rutinlerinde mutluydun,

heyecanın başını döndürmesini tanıyordum.

önayak oluyordum ilk öpüşmelerine

sevmeliydin işte beni, 

sırası gelince öpmeliydin

bazen özlemen gerekirdi

sonra eşiği yüksek bir kavgada ayrılacağımızı bildiğimden,

sana şarkılar ve şiirler bırakmıştım.

ben sana sayıklar dururdum sen büyülü bir aşkın ortasında

gözlerin körken gençlikten

aşk biter sevgilim,

aşk biter.

ve güller solmaya mahkumdur.