Bölüm 3: Targon Kalıntıları


Öyle bir ses yükseldi ki göklerden, Dian’ın kulakları patlamak üzereydi. Ramiel; işte melek Ramiel, kudretli Ramiel. Dian yukarı baktı. Gördüğü tek şey gökyüzünün birbirine girmiş olduğuydu.

Bir ışık hüzmesi, aynı Chamuel'de olduğu gibi ama bu daha parlak ve korkutucu. Dian Chamuel'in düşüşünde olduğu gibi ona hayran kalmıyordu, aksine korkuyordu bu durumdan.

O sırada Chamuel seslendi.

-Dian, yut artık yut.

-Açıkla bana bu nedir, yine ne oluyor burada lanet olsun!

-Sevgilim ne olur yut bunu, her şeyi anlayacaksın.


Dian şaşkınlıkla Chamuel’e bakıyor, ne dediğini anlamaya çalışıyordu. Sevgilim mi? Dian için bu hiçbir şey ifade etmiyordu. Dian elinde bulunan suyu yuttu. Chamuel'in akan gözyaşlarını görüyordu. Gözlerini, dudaklarını, kaşlarını, burnunu... Kalbinde bir sancı hissetti Dian, bu acı onu yere yıkacak kadar güçlüydü ki öyle de oldu. Dian dizlerinin üzerine düşmüştü; gözleri kararıyor, kendini berbat hissediyordu.

-Chamuel, ben iyi değilim.

-Dian biliyorum, lütfen dayan her şeyi hatırlayacaksın biraz daha.

-Gözlerim kararıyor…

Dian'ın bedeni bunu kaldıramayıp bayılmıştı.

Chamuel dizlerinin üstüne yatırdı Dian'ı; yüzünü okşuyor, ellerini öpüyordu.

Oldukları yere çok da uzak olmayan bir düzlükte gelen birini gördü Chamuel. İçindeki korkunun ve nefretin nedeni belli olmuştu: gelen Ramiel’di.

Kanatları öyle genişti ki daha gelmeden Chamuel onun Ramiel olduğunu anlamış, ne yapacağını düşünüyordu. Aslında tek seçeneği kaçmaktı. Yıllardır sürekli kaçmaktan, Dian’ı kaybetmekten yorulmuştu. Chamuel artık kavuşmak istiyordu sevgilisi olan Dian’a.

Chamuel Targon'a doğru çıktı. Ramiel’den kaçmak, ona yakalanmamak istiyordu. Oysa Ramiel tek bir kanat çırpmasıyla onu yakalayabilirdi. Chamuel bunun farkındaydı, onunla alay ettiğini de biliyordu. Sadece Targon’un tepesine ulaşmak istiyordu Chamuel. Ayaklarına batan taşlara aldırmadan, yorgun düşen bacaklarına ve kollarına aldırmadan tırmanıyordu. Chamuel bir an duraksadı, yukarı baktı sadece. Targon'a tırmanmak mı? Bu imkansızdı bir melek için bile, hele ki kanatsız bir melek... Chamuel pes etmişti, Dian’ı indirdi. Geriye doğru baktı, Ramiel ona öfkeli gözlerle bakıyordu. Ramiel'in kızıla çalan gözleri heybetli vücudu ile ona yürüyordu. Bir kanadı o kadar büyüktü ki Chamuel onun yanında bir hiçti. Kaderini kabul etmişti artık Chamuel, sadece bekledi, bir idam mahkumu gibi cellatlını bekledi. Ramiel anlamış olacak ki yükseldi yukarıya, tek bir kanat çırpmasıyla bir anda Chamuel'in karşısına dikildi.

-Chamuel, kardeşim.

-Neden bunu yapmak zorundasın Ramiel?

-Bu senin kaderin, kaderini kabul et.

-Bunu kabul edemem. Bunu Dian’a yapamam.

-Zorundasın Chamuel, gitme vakti artık.


Ramiel elini uzatmıştı tutması için. Chamuel son kez Dian’a baktı, o baygın yüzüne. Dizlerinin üstüne çöktü, onu ilk defa ve onu son defa öpercesine öptü. Ayağa kalktı, Ramiel’in elinden tuttu. Ramiel kanatlarını çırptığında göğe çıkıyorlar, gitgide Dian’dan uzaklaşıyorlardı. Gözden kaybolurken bile akan gözyaşları bir inci gibi parlıyor, düştüğü yeri yeşertiyordu. O güzel yüzü, ayın bir yüzü teni ise bir diğer yüzü olan Chamuel’in. Gözleri yeryüzünün gördüğü en yeşil ormandan bile yeşil olan, dudakları gül bahçesindeki en güzel kırmızı gülden bile kırmızı olan Chamuel gidiyordu. Uzaktaydı, artık Dian’ı bile göremiyordu. Cennete yükselmek hiç bu kadar acı vermemişti.

Cennet, işte huzuru orada bulacağımıza inanırız. Belki de en büyük cehennem cennetti. Chamuel hiçbir şey yapamazdı. Ramiel ile savaşmak mı? Aklından bile geçirmedi bunu. Ramiel cennetin en iyi savaşçısı, ona kimse başkaldıramaz. Cennette Onu bekleyen şeyden habersiz olan Chamuel, yazık!

Dian Targon'un yüzünde yatıyordu, hâlâ ayılmamıştı. Kalktığında onu bekleyen şeylerden habersizdi.

Sevgilisi Chamuel'i kaybetmişti ama bundan bihaberdi. Uyu Dian, uyu.