Bilinmeyen bir yerde, bir yaz gününde adını pek bilmediğimiz iki ülkenin askerleri karşı karşıya, kazdıkları siperlerin içerisinde sıkışmış, birbirlerine silahlarını doğrultmuş korku ve tedirginlik içerisinde, bir yerlerde gelip kendilerine isabet etmesi muhtemel kurşunu bekliyorlardı. Kurşun gelecekti ve öleceklerdi diğerleri gibi. Saniyelerin saatlere, saatlerin günlere bedel olduğu bu anlarda adeta zaman dururdu. Herkes sürekli dua eder, iç çekerek bu zamana dek geçirdiği güzel günleri hatırlardı, işte tam o an gözlerinden bir damla yaş süzülür ama bir yandan da tetikte beklemeye devam ederlerdi. 


Güneş olabildiğine yakıyor, siperin hemen önünde bitmiş çiçeklerin üstünde sinekler, arılar uçuşuyordu. Biraz ilerideki sahile dalgalar vuruyor, üstünde martılar bağrışıyordu. Ama kafanı kaldırıp denize bakabilmek ne mümkün! Ah ne hoş olurdu bu havada o denizde serinlemesi... Sanki askerlerin hepsi bunun hayaliyle yanıp tutuşuyordu. O sırada belki bu ambiyansı bozan tek şey geçen haftadan beri iki siperin ortasında ölü halde yatan arkadaşlarının cesetlerinin kokusuydu. Koku alabildiğine keskin belki ilk defa koklayanı anlık bayıltabilecek cinstendi. Ne var ki onlar buna alışmıştı, uzun süren savaş onları vurdum duymaz vicdansızlara çevirmişti. Ancak içlerinden bazıları artık bu zorbalığa dayanamamış kendi canına kıymayı seçmişti.


Derken uzaktan bir ses duyuldu “ATEŞKES” askerlerin pür dikkat sımsıkı ellerinde tuttuğu tüfekleri bir an için gevşedi. Saatlerdir aynı yöne bakmaktan tutulan boyunlarından kıtırtılar duyuldu. Uzaktan koşarak gelen ve bir yandan “ateşkes” diye seslenen ulak göründü. Ama bu savaşı bitiren bir ateşkes değildi. Sadece belirli saatler arasında geçerli olan bir ateşkesti bu. Bu barış çok kısa sürecek sonra her iki tarafın da askerleri yerine geçecek ve tüfeklerini birbirlerine doğrultmaya devam edeceklerdi. Bu ateşkesin ise tek manası vardı o da iki tarafta siperlerin arasındaki arkadaşları toparlamak zorundaydı. 


Yakıcı güneşin altında kanlar içerisinde yerde yatan arkadaşlarını almak için her iki taraf da siperinden çıktı. Askerler siperden çıktıktan sonra etrafa bakındılar. Denizi gördüler. Öylece durup denizin özgürlüğü çağrıştıran uçsuz bucaksız mavisini seyrettiler. Denizin üstündeki korkunç savaş gemilerini görmemiş gibi yaptılar. Bir daha söylendi kendi kendine, ne de hoş olurdu orada yüzmek şimdi. Ama görev beklemez. Az önce birbirlerinden gelecek kurşunu bekleyen bu askerler şimdi omuz omuza duruyorlardı. Demek ki birbirlerine zarar vermeden de durulabiliyordu. Bu, çok önce unuttukları bir şeydi. İki siper arasındaki askerler yavaş yavaş toplanadursun, bütün askerlerin kafasında başka şeyler vardı. Kimi yıllardır göremediği ailesini özlüyordu. Kimisi aç olduğunu anımsamıştı. Kimisi komutanın adi herifin teki olmasına kafayı takmıştı. Bunları düşünürken yerden topladıkları şeyin kopmuş insan uzuvları olduğunu pek umursamıyorlardı, sanki yerden taş topluyorlardı. 


Dakikalar sonra yerde sadece bir ölü asker kaldı. Aslında yerde yatan karşı cephenin askeriydi ama yine de siperinden çıktı. Ama aslında o kendine denizi bir kez daha doya doya seyretmek için bahane arıyordu. Yerdeki ölü askerin ayak ucuna geldiğinde karşı cepheden bir askerin de cesedi almak için geldiğini gördü. Umursamadı, cesedi ayaklarından tuttu. Kollarında da o. Şimdi biraz şanslılardı ki bu asker tek parça ölmüştü. Bir yandan denize dalarken bir yandan askeri karşı cepheye taşıdı. 


Karşı cepheye geçtiğinde kendine ters gözlerle bakan askerleri gördü. Umursamadı. Tam kendi siperine geçmek için hamle yapacağı sırada omzunda bir el hissetti. Askerlerden birisi ona bir dal sigara uzatıyordu. Belki de birazdan kafasından vuracağı bu adamın iyi niyetini kıramadı. Sigarayı aldı ağzına götürdü bir diğer asker de çakmak uzattı. Sigaradan bir duman aldı. Hala düşman olarak tanımladığı askerlerin cephesinde olduğunu gördü, bazıları ona hala ters gözlerle bakıyordu. Birbirlerinin dilini bilmiyorlardı o yüzden konuşamıyorlardı da. Yine umursamadı, ne olacaktı hepsi de insandı sonuçta. Derken siperde uzaklara bir yerlere çömelmiş saçı sakalına karışmış bir askerin ağzından kısık seste bir şarkı duyuldu. Bir süre sonra siperdeki herkes o tarafa bakmaya başladı. Anlaşılan bu şarkı onlara topraklarını, ailelerini, ülkelerini hatırlatmıştı. Bizimkisi hala sigarasını tüttürmeye ve anı izlemeye devam ededursun bu askerler şarkının verdiği hazla garip bir şekilde dans etmeye başladı. Hepsi kol kola girmiş hopluyor, zıplıyor, ayaklarını bir o yana bir bu yana savuruyorlardı. Az önce şarkıyı adeta mırıldanan asker şimdi iyice heyecanlanmış şarkısını adeta bağırarak söylemeye başlamıştı. Bizimkisi sigarasını bitirmiş izmaritini yere atmıştı. Artık ateşkes bitmeden gitme vaktiydi. Siperden çıktı az önce, ceset dolu olan alandan karşıya geçiyordu. Ağaçlara, sahillere ve denize son bir kez daha baktı belki birazdan ölecekti. 


Derken az önce omzunda hissettiği bir eli tekrar hissetti. Bunlar düşman askerlerden başkası değildi. Siperden çıkmış danslarını ortada sergilemeye başlamışlardı. Üstelik bizimkisinin de koluna girip danslarına dahil ettiler. Ama bizimki bu dansı bilmiyordu. Sorun yok onlar yavaş bir şekilde göstermeye çalışıyordu. Bu sırada bütün bu olan biteni bizimkinin siperindeki askerler şaşkınlıkla izliyordu. Kimileri hayal görüp görmediğini anlamak için gözlerini ovuşturup duruyordu. Düşman cephenin askerleri bu şarkıyı hep bir ağızdan neşeyle bağırarak söylemeye başladı. Adeta bir zafer kutlaması var gibiydi. Bu neşeli an karşısında bizimkinin siperindeki askerlerden bazıları seyirci kalamadı. Ne çok zaman olmuştu dans etmeyeli. Önce birisi çıktı siperden sonra birer birer diğerleri. Hepsi birden az önce tüfeklerini doğrulttukları bu askerlerin yöresel oyununu oynuyor ve inanılmaz eğleniyordu. Tam da böylesine güzel bir yaz gününe yaraşır bir hareketti burada olan. Herkes adeta kendinden geçmişti. İki düşman kola kola girmiş türküler söyleyerek deliler gibi döne döne dans ediyordu. 


Uzaktan bir ses duyuldu “Ateşkes bitti!”. Kimse duymadı, ya da duymak istemedi... Herkes dans etmeye devam ediyordu. Sesler tekrar tekrar duyuldu, birilerinin adeta bağırmaktan sesi kısılacaktı “Ateşkes bitti!”. Kimse umursamıyordu. Tekrardan tüfekleri alıp ölüm çukurlarına dönmeye anlaşılan kimsenin niyeti yoktu. 

Emre itaatsizliğin sonu kötü bitti, uzaktan gelen iki manga asker tüfeklerini dostluk içerisinde dans eden kendilerinden geçmiş bu vatan hainlerine doğrulttu. Onları vururlarken hiç düşünmediler veya acımadılar, yapmaları gerekeni yapıyorlardı.