Hep böyle mi olurdu insan? Yıkmak mı isterdi ne varsa çevresinde? Hayat üzerine gelince bu denli, sıkınca canını olan tüm hadiseler, ağlamak da mı gelmezdi elinden? Yaşadığı olayları düşünüyor, neden kaderin kendisini seçtiğini sorguluyordu. İsyan ettiğini biliyor, asileşmenin güç verdiğini hissediyordu. Çocukken kaybettiği bir eşyasını arar gibi çevresine bakınıyor, kalbindeki ateşin dikkat çekmesini istiyordu. Bazı bazı hayattan zevk alacak gibi oluyor fakat acıdan beslenen ruhu buna müsaade etmiyordu. Yalandan delilik yapayı tasarlıyor, önünde duran çay bardağını yere fırlatıp kırmak istiyordu. Karşı masada oturan çirkin kızla gidip dalga geçmeyi, sonra da pis pis sırıtmayı arzuluyordu. Kızın yanında duran sevgilisini de dövmek, üzerine gelen hayatın hıncını ondan çıkarmak istiyordu. Hayatı niçin böyleydi? Niçin mutlu olmayı hak etmiyordu bu gönlü? Niçin sevdikleri ona bakmıyordu da başkalarının ellerini tutuyorlardı? Garsondan soğuk su isteyerek gönlünün ateşini söndürebileceğini düşündü. 

Yeterli!

Sıkıntının göğsüne puslu bir bulut gibi çöktüğü günlerden birine uyanmıştı. Ruhunda bir aralık bulmak için bedenini zorluyor, gözleri arasından sızan kızgınlığını dindirmeye çabalıyordu. Gece boyu gördüğü rüyaların tesirinden kurtulmak için onları tekrar yaşamaya çalıştı fakat belirsiz kalan hususların daha ziyade sıkıntı verdiğini fark edip vazgeçti. Günlerdir çektiği mide ağrısı bu sabah da uyanır uyanmaz başını kaldırmış, henüz kendisini terk etmediğini haber etmişti. Aylardır çekmediği sıkıntıların son bir haftadır tekrar vücudunda toplandığını duyuyor, uğruna sağlığından olduğu hususların boşluğuna yanıyordu. Yavaş yavaş berraklaşan zihnini sorguluyor, niçin geniş bir adam olamadığı için daralan ruhuna sitem ediyordu.

Mide ilacını yarım bardak su ile sızıldayan midesine gönderdi. Kusmamak için bedenini zorluyor, içtiği ilacın etki gösterebilmesi için biraz sabretmesi gerektiğini biliyordu. Oturup bir müddet yüzünü ekşitti ve midesiz bir insanın yemek yedikten sonra, olmayan midesini tutması gibi bir müddet, henüz kaybetmediği organına baskı uyguladı. Bu gidişle ölümünün her sabah acı acı inleyen ruhunun mekan bellediği midesinden kaynaklanacağını seziyor, önlem anlamın kaderine etkisinin olup olmayacağının üzerinde pek durmuyordu.

Mola!

Annesi o güzel elleri ile kahvaltıyı hazır etmişti. Bir şey yemeyeceğini ve giyinip çıkacağını söyleyip dağınık odasına gitti. İlaç sihrini gösterip midesini biraz iyi etmişti. Giyinip evden çıktı. Durakta gördüğü boş insanlara bakıyor, onların niçin yaşadığını düşünüyordu. Kendisi gibi sürekli acı çeken biri ile bu kayıtsız kafaların aynı maviliğin altında yaşamasına anlam veremiyordu. Acaba bu insanlar kendisi kadar acı çekseydiler yaşayabilirler miydi? İçinde bir gurur duydu ve ateşler içinde yanan kalbinin yerini bir buz kütlesi aldı. Üşüdüğünü hissetti ve yaklaşan otobüse bakıp gayet anlamlı olarak gülümsedi. Attığı her adımın farklı olduğunu biliyor, çektiği sıkıntıların onu öldürmediğine göre güçlendirdiğini kalbinde hissediyordu. Oturduğu koltuktan akan binalara ve ağaçlara bakıyor, şu koca köyün bir anlamının olup olmadığını sorguluyordu. Kendi gibi sorgulayan ne kadar az insanın olduğuna yandı ve bir müddet gözleri kapalı bekledi. 

Yeterli!

Gözleri ekrana bakıyor fakat gördüğü kelimeleri seçmekte zorlanıyordu. Eski mesajları karıştırıyor, bu kadar basit bir adam olduğu için ellerinde suç buluyordu. Bugünün bir dönüm olacağını biliyor, işlerin ne kadar da kısa bir sürede bu aşamaya geldiğine şaşıyordu. Bünyesine oturmayan durumu en nihayetinde kabullenmeye karar vermiş ve onunla er ya da geç uzlaşacağını düşünmüştü. Fakat ne olmuştu da bir anda ondan bu denli soğumuştu? Hakikati aciz ruhuna itiraf edemiyor, henüz sönmemiş bedeninin ateşinden korkuyordu. Daha evvel düşlediği, gizeminin içinde sinir buhranı geçirdiği korkak konuşmaları düşünüyor, onların sahibinin ne kadar da basitçe kaçtığını yeni fark ediyordu. Kendi kaçışlarını düşünüyor, yakalandığı her seferinde nasıl ıstırap çektiğini dişlerini sıkarak anımsıyordu. Onun da yakalanmasını, korunduğu bayağı ilişkilerin bir an evvel çökmesini arzuluyordu.

Son!

Zihni durulmuş, gözleri hepten açılmıştı. Bayağı bir adam olduğuna kanaat getirmiş, bu sebeple de duyduğu boşluğu, hikayelerle gidermeye gayret ettiğinin farkına varmıştı. Ne zamandır duyduğu sıkıntıların asıl sahibini düşünüyor, bu sığ suların nasıl olup da ikisini de boğduğuna hayret ediyordu. İşittiği cümlenin tesiri ile kızıyor, verdiği değerin sahte olup olmadığını sorguluyordu. Bedenine karşı dürüstlüğüne yanıyor, emin olduğu suların dışına çıkmaktan korkuyordu. 

Son bir Son!

Göğsü ferahlamış, midesi yerli yerine oturmuştu. Bir boşluğun uğruna bedeninin deşilmesini ve pisliğe dönmüş organlarının teker teker çıkarılmasını hayal etti. Hikaye bundan ibaretti.

Hazır!

Under the jasmine tree