'sal biraz" diyorum kendime. Çünkü hayatı fazla ciddiye alıyorum gibi. Örn. Türkiye'yi ben kurtarmayacağım, ne diye siyaset programlarını izliyorum. Haberleri bıraktığın gibi onları da bırakabilirsin diyorum.


Biraz gülmek gerek. Anılarımda güldüğüm iki an var. Biri R. Ilgaz'ın hababam sınıfını okurken( lise yılları) minik kahkahacıklar atmıştım. Diğeri üni. de Cervantes'in don kişotunda minik kahkahacıklar attıran sançonun halleri. Gülmeyi de başaramıyorum. Ağlanası hallerimize nasıl gülebilirim. Anca acı bir gülümseme.


Schopenhauer'ın mutlu olma sanatı kitapçığı hediye gelmişti. Okumaya çalıştım. "hayat zevk alacak bir şey değil, atlatılacak, savuşturulacak bir şey" diyor kural 16da. "çok mutsuz olmamanın en güvenli yolu, çok mutlu olmayı istememektir" diyor kural 34te.Ona göre hayatın uğursuzluklarından kaçınmak gerekir ve erdemlere tutunmak, münzevi yaşamak.


Nietzche önce Schopenhaur'e bağlıyken bir italya gezisi sonrası tam zıddına döner. Akdeniz iklimi, akdeniz yemekleri, sıcakkanlı insanlar ve sohbetler sonrası hayatta zevklerin de olacağını kabullenir. Acı ve zevk yanyanadır ve acılar yüklenilmelidir.


Ecce homo'da yazdıklarının yüksek dağların sert havası olduğunu söyler. Zordur onu yükseklerde izlemek. Zerdüşt'te insan acıları, dertleri deve gibi yüklenir, sevgisizlik, iletişimsizlik, yalnızlık içinde çöle gider, yaşamayı başarır ve bir aslan olarak çölden döner. Üstinsandır bu aslan ve bu konuda umudunu hiç yitirmez. Ama şöyle de de :"istiyorsunuz ki hiç acı çekmeyelim. Biz isteriz ki acılar artsın. Hiç çekmediğimiz kadar acı çekelim."


Ne diyelim şimdi? Felsefe yolları labirent gibi. Kimse yanıtları bilmiyor. Sal diyorum kendini sal biraz. Tao'nun yolları şefkatlidir, Tanrı da merhametlidir. Belki iklim Akdeniz olur.