Kaybolma korkusu zamanla damarlarıma yayıldı.

Kalabalıkta kaybolmak, gideceğim yeri karıştırmak kadar basit bir olay değildi bu.

Kendimi kaybediyor gibiydim.

Tanıyamadım,

kıyafetlerimden tırnaklarıma kadar farklı biriydim, sesim benden çıkmıyordu, kalbim vücudumun dışında atıyordu o an.

Sevmediğim renklerde onlarca kalemim vardı,

sevmediğim kupalardan kahve içmiştim,

sevmediğim erkeklerin elini tutup, sıkıcı romanlar okumuştum.

Ben bendim ama bu ben değildim.

Benlik pek bir fayda sağlamadı diye ben'in içine bağımsız bir ben oymuş, ruhumdaki dalları bencillikle budamıştım.

Ben'den öyle uzaklaşmıştım ki omuzlarımdan aşağısı ve omuzlarımdan yukarısı başka biriydi. Zihnimdeki plastik hayalleri bir bir kırmanın vakti gelmişti.

Salaklığımla ben,

arsızlığımla ben,

şanssızlığımla ben, ben olmayı özlemiştim.

Direnmenin vakti gelmişti atıp tutan dillere,

saçlarımı çeken ellere ve uzanamadığım hayallere.

Dizlerimde birkaç yara oluştu düşmekten.

Ellerim soyuldu kalkarken.

Yüzümde çizikler, kalbimde kırıklar oluştu çokça, ama sen bir de onları görecektin.

Sevilmedik yeri kalmamış balonları tırnaklarımla patlattım.

Çıkan sesten korktum ama sonradan alıştım.

Bana dokunanın soyunu sopunu küfürledim.

Dokunmayanın sadece sopunu.

Her an beni izleyen ve yargılayan gözleri,

gururumu inciten; kalp kırıcı sözleri.

Çıkmaz sokaklarımda saatlerce beklettim.

Ve izledim uzaktan; geceyi güne eklettim.

Tırnak etlerim kanadı ve kalçalarımda morluklar vardı. Morluklar yeşildi..

Aslında yeşil olan morluklarıma birkaç kez yumruk attım. Acıtsa da üstlerine yattım.

Acıyla büyüdüm ben, boyum pek uzamadı.

Bağırma dediler bağırmadım, yine de susamadım.

Gözlerimin altındaki morluklar cidden mordu.

Kızarmış gözlerim konuşmadan saati sordu.

Konuşmadan söyledim, duyduğunu sanmıyorum.

Ayrıca söylediğimi ve sorduğunu sanmıyorum.

Ben bendim artık ama ben bende değildim.

Dökülen saçlarıma bakıp, korkuyla yere eğildim.

Bende olan benimdir, yerdekiler değildi.

Bende olmayan bana ben denmezdi değil mi?