Çobanı benim sandım saklanan köyün

hücum sesleri gelirken

ehline emanet edilmiş bir ölü gibi alelacele yıkık bir kiliseye sığdırıldım

doğduğum köy dört yollu bir acıymış

beşinci yolu aramaya düştüm

beşinci yolu aradıkça

kendimi kaybettim

dudağıma değip kaçan sevgili karanlık

istiyor ki, istiyor ki yok sayılayım

kendi ipimi elime alacağım dedim!

dedim, dedim de

kendi ipimi boynuma aldım

durup bakınca son kez köyüme

ağaç kabukları arasına eserek giriyorum

esen dallar arasından sesim

Tanrı'nın sesini kucaklıyor

toprağın karnı yarılıyor

hürriyet doğuruyor bizlere

ve uzun bir ayrılık nihayetinde

bir ölü gibi çıplak ve çıkarsız

kucaklıyorum hürriyeti

yaşam değil bu, hakikat değil

toprak ölümün çocukça arzularını sever

kendini masum sulara geren yüzüm

boynum gibi, dizlerim gibi eğilecek arzulara

düşümde sensin tüfenk gerisinde duran

geçmiş güne iliklenen kölelik kiri çıkarsa üstümden

bir büyünün çözülen düğümü olacak cefası

ağzıma nefes vereceksen gel

burada kahraman olan hangi evdedir bilinmez

gün aklını çelen bir güzelse dön gel vefasızlıktan

toprak ölümün çocukça arzularına bizi kurban etmeden

güneş henüz duruyorken kuşların gırtlağında

beton uğramamış, asfalt dökülmemişken köyüme

boğulmaya su arayan bir mahkûm gibi

ararken ben beşinci yolu

eğer dönmüş olursan sen

belki bir ölü gibi çıplak ve çıkarsız

hürriyet gibi kucaklarım seni!