Öfkem tükendi, kendime acımaya işte o zaman başladım. Zira öfkesi tükenen bedenimin, uzayı yutmuş bir boşluğa dönüştüğünü kavradım. Meğer bende, benden de fazlaymış öfke. Uzay boşluk değildir aslında, teşbihte hata olmaz da anlamın bana ne kadar süredir ihanet ettiğini kestiremiyorum. Nasıl ki hiçbir şeyi açıklayamam, çözüme de ulaştıramam, onaracak bir şey bile kalmadı ortada.


Görevini (hiç kimse tarafından görevlendirilmeden) layığıyla yapmış olmanın huzuruna perçemli "Acaba daha iyi şekilde yürütebilir miydim?" sorusu artık kemirgen gibi dişlemiyor alnımı. Velhasılıkelam demem, bazen ortalık öyle karışır ki her edim, her sözde "iyilik" durumu daha da kötüye taşır. Romanlarda, filmlerde yaratılan şu büyük kötü karakter, genellikle gerçeklikteki tam da burnunuzun dibinde olan ama sesinizi çıkartamadığınız, deviremeyeceğinizi düşündüğünüz oysa tam da bu düşünce ile beslenen sülük, güç yetiremeyeceğiniz birini aklamak içindir. Hayır, benim fikirlerim değil bunlar.


Karamsarlık değil, basbayağı çamura saplanmak. Psikoloji amacını aşan tavırlarıyla daha da zarar vermekten, bir din gibi kendini yüceltmeyi sürdürmekten öte gidemiyor. Yani sözüm ona etki-tepki yasası uyarınca ortaya çıkan sonuçların, nedenlerini kurcalamayı bıraktım.

Edebi bir eseri, müziği, ahengi, düşünceyi, hayal gücünü ucuz kavramlarla lekelemek bokunda boncuk aramak demektir. Cümleler, sanki öylesineymiş gibi, sanki yanımda biri varmış da bana fısıldıyormuş gibi kaleme aldığım düşünceler, anlatılar, kurgular, aslında gün boyu nasıl bir ıstırap veriyordu, anlatmam olanaksızdır. Yani, el çırpıp işte oldu değil, sessizce büyüttüğüm bir mahzen aklım. Daha yeni okudum, kaynak gösteremediğim için üzgünüm şöyle diyordu: "Kayıtsızlık, fazla acıdan meydana gelir." Cümlelerim düşmanca görülüyorsa beni bağışlasın, yine de inkar edemem niyetlerinde var olanı. Zira ben sizden değilim. Herhangi bir düşünceye mensup değilim, herhangi birinin izinden gitmiyorum, sadece belki de işlevsel olurlar diye düşünerek neredeyse pragmatik şekilde kalemimi hareket ettiriyorum. Kimin işine yarayacağını seçemem, belki de kimse okumuyordur. Her halükarda yazmak, sefil ruhumun kanatları. Ve eklemem gerekir ki her türden "Bizim düşüncemize hizmet ediyor." indirgemesine tüm benliğimle direniyor, hayır diyorum.


Bu kadar ben saçmalığı yeter, anlatımızın tamamen keyfi şekilde süren sonraki pasajlarında ne anlatılacağını henüz bilmiyor oluşum tek heyecanım. Bir kalbim olsaydı, kör bir güvenle onu emanet edecek birini seçseydim kendime, daha insancıl görünür müydüm, merak etmiyor değilim. Niye böyle şeyler düşündüğümü bile tam olarak kestiremiyorum. Asıl mesleğim bahçıvanlık, çok güzel budarım. Bazı otlar çevresindekilere zararlıdır, onları kökünden sökmek gerekir. Yine de iyi bir eğitimciyim, eminim zira başladığımda söylenen yalanlarla - şimdikiler arasında bir tire var. Zavallıca kitaplar çöplüğün yolunu şimdiden tutmuş görünüyor...


Cümlelerim düz, kulaklar ise sağır. Aklını arka odalarda, pervasız düşlerin egemenliğine düşürmüş böceklerin arasında yaşıyorum.

Yeter artık, dendikçe, zihnimde ne yazık ki yetmiyor diye bağıran çocuk sesini, katledilen bebeklere, hayvanlara, ağaçlara "bilinçli" şekilde verilen zararı anlatmanın bir yolu olmadığını bilmek acı verici. Yel değirmenlerine karşı mağlup olan ilk kişi olmayacak oluşun mutluluğunu taşımıyor değilim. Yeterince komik duruma düştüm, belki Don bizi saklar.


İnternetin ilerlediği çağda, sanat eğrinin epey aşağısına doğru son sürat ilerlemekte. Telefon kulağımızın dibine fısıldayan herhangi birini kolayca bulmak kudretine sahip. Her an ulaşabileceğiniz sınırsız sayıda kaynakla tam manasıyla bir çöplük. Cümleyi revize edecek olursam, belki de haddim olmaksızın "Porno mu izlesem yoksa intihar mı etsem karar veremiyorum." güncel bir mizah olurdu, kapkara.

Belki de kendi etrafında dönen sonsuz hareketin, senden daha küçük ve senden daha büyük milyonlarca şeyin etrafında da gerçekleşiyordur. Her birinin birbirini etkilediğini artık biliyoruz, matematikte bolca yas olması bundan kaynaklıdır. Sahte, kendi yerine geri dönemeyendir. Nereye kadar birilerinin arkasına saklanabilirsin ki?

Sonuçta bana neden karga dediklerini bilen tek kişi öldüğüne göre, sırdır. İyi ki dedim, oralarda bir yerlerde güzel günlere yelken açan gözlerin var yoksa hep kör kalacaktım! Ne acı, ben hiç benzemiyor bana. Daha basit bir dil oluşturabilmekti özünde niyetim, lakin, hayırlarım, kaçışlarım (gurur duymasam da), susuşlarım mecburiyet oluşturdu, böyle sıyrılamayacağım, sürdüreceğim bir mecburiyet.