İçim içimi yiyor huzursuzluktan. Düşüncelerimi bir hançer misali kesiyor ürüp duran köpeğin feryadı. Kesiliyor da tükenmiyor. İçtimaya dizilmiş düşünceler beni öldürmeye sebep. Hoş, öldürüyor da bir ölü bile benden daha diridir kesin. Bel bağlamamış olsak ötekilere yaşanmaya değer olabilirdi buralar. Tam bir gün sonra bu saatte ne hissedeceğim? İşte! İşte bu belirsizlik kıstırıp kopartıyor etlerimi. Fazlaca etkileşiyoruz ötekilerle. Mesela sen, Tanrı'nın unuttuğu bir Karadeniz yaylasında sabahın dördünde kendiyle cebelleşen birinin sözlerini okuyorsun. Ne haddime kendimden bir parça katmak sana? Her geçen bir çentik atıyor gövdeme, biriktirdiklerimden hoşnutsuzum. Hele biri var ki elinde bir balta, ayıracak beni yarım yamalak toprağa tutunmuş köklerimden. Onca tasanın arasında göğsümü delen bivefanın kurşunu...

Ne ahmak canlı şu insanoğlu. Yok. Baş edemeyeceğim bunca kepazelikle. İt de sustu gayrı, fazla söze gerek yok. Her şey atfettiğimce gerçek.