Güneşe, tuza ve rüzgara

Çıkarıyor sandıklarını biri

Kendini saymaya başlıyor: kaçın!

Geceden aldığı nasıl renkle varsa

Neye doğruysa yokluğu yakın

Adımı yürüyüşte ve anlamdan yoksun, o

Sivrilmiş, hızını buluyor: kaçın!


Alıyor yeniyi iyiden: sevme ışığı, solgun

Olduğu, bilinç doğurdukça yorgun

Varlığı öyle ki endişeyi bakkalda bile buluyor, o

Parlağı düşman, biliyor, su oluyor nasıl yansıyan

Sevgisinden uzağa dolduruluyor

Gündüzde geceli sorulara benziyor:

Gizlemiyorum ama niye saklanıyorum?


Kapılı ve bir sarı muhatapsızlıktan, eskimiş

pencereli, çok balkonlu, o

Cümbür cemaat tekillik: işte

Onu buna oldurmuşlar

Değişmiş çoktan ilerlemenin anlamı

Dikliğin ve savrulmanın

Olur demenin anlamı hep

Değişmiş

Hiç gitmemişken

Geldiğinde döndüğü, gördüğü, söylediği: bu


Zaman dostu değil yeninin ve onun

Zaman, eskiye sarılmış yanında

Severek kötüleşenler çamurunda, o

Ten rengini hiç sevmiyor

Bir yer var, hatırlıyor: adı yeni, olmak

Orada, zorunda ve işte doğuyor


Uzuyorca mesafeler ve evler

Genişleyerek yok olan hislerden çıkan, o

Geçtiği yerlere dönüp yeni yeni bakıyor

Ben buraya nasıl, ben burayı nasıl

Ben oradan nasıl?

Geriniyor, şenleniyor, silahlanıyor, söylüyor:

Anılaştıkça cesaretime hayran kalıyorum


Sonsuz ıssızda sevgi misaleni o

Çocukluğunu oldukça ortaya koyuyor

Sevmeyi cesaret biliyor bu çok

İnanıp, aldanıp, gerçek sanınca zor

Yalanı sevince insanın saçları beyazlıyor

Bunu hiç istememiş ve öğrenmiş, o


Kimse olmuyor gerçeği söyleyecek kadar

Aşmıyor çizgiyi yaşam, sızmıyor

Makul bir ölü gibi, eski sokaklara, o

Etkisiz titreşimler biçiyor:

yarın ölü görünüyor gel benimle

yarın ölü görünüyor benimle gel

biri yansımalara niye böyle şeyler söylüyor?