Yüz kere kendiydi.

Götürürken bardağı dudaklarına kendiydi,

Hareket ederken,

Gözeneklerinden terini atarken,

Elleriyle sevinçle tutarken bir şeyi, parmaklarının birbirine değmesi

Sokaklara bakarken, gözlerinin endişesini kaybetmesi

Severken yahut sevmezken.

Yüz kere kendiydi.

Biraz kendi olmasa, kılıcı kırıktı.

  • Ben ona ''bir kez ben ol desem, bu ona savaştı.''

Virajlı yolların keşfi onun yüreğinin atışıyla başlardı.

Miden bulansa inemezdin ondan aşağı.

İçine kıvrılmış bir kraft kağıttı,

Lastiğini sökünce, kendiydi.

Sökmeden de öyleydi ama

Yüz kere kendiydi

  • Ben ona ''bir kez bir yüreğe damla desem, bu ona savaştı.''

Dostça elini uzattığında yılgın omuzlarına,

Acımaktı.

Bir sevsen çoktu ona göre,

iki sevsen azdı sana.

Kiremitlerini döküp döküp boğardı seni.

Yüz kere kendiydi.

Ormandan kaçmıştı,

  • Ben ona ''Dön, ne olsa ki desem, bu ona savaştı.''

Ormanda cılız bir ağaçken

Gidip çölde güneşi tanıdı.

Vahaya vardı.

o zaman kendiydi.

Yüz kere kendiydi.

  • Ben ona ''bir kez beni dinle, ne olur desem, bu ona savaştı.''

Detonesi yoktu, düz, yalındı.

Ama yalan değildi.

Gerçekti ve gerçekler acıtıyordu.

Gözleri içine çökmüş bir kuyuydu,

aynaya baktığında yahut başkasına.

Kuyunun içindeki su çekilmişti.

Yüz kere,

Yüz kere kendiydi.

Sevsem avuçlarıma batan cam kırıkları gibi

Etlerime yerleşip duracaktı.

sevmesem ayıptı.

Yüz kere kendiydi,

Ben değildim kendim.

Yüz kere kendiydi.

  • Ben ona ''beni bir kez sev desem, bu ona savaştı.''

Bir kılıcı bile yoktu.