Saudade, 

Soğuk ve kasvetli şehirden gidebildin mi? 

Boşluğuna bir yer bulabildin mi?

Geride bırakabildin mi kaybettiklerini?

Meraklar var hala içimde sana dair.

Seni bitirebilir miyim?

Geçebilir miyim? 

Unutabilir miyim?

Bilemeyeceğim seni ey derin özlem!


"Unutmuşsun" dese de dilim, bir yer var, acıyor gece yarılarında. Saatler ne de çabucak bitti sensiz oysa. Öyle geliyor artık bana yada bu hissizlik beni aşıyor. Bazen çok yorucu ve hayat yok gibi. Hiçbir şey kalmadı aslında senden geriye ama niye böyle kurcalıyor aklım sensizliği... Hiç karşılaşmamış gibi adımlarımız. Yüzümüz birbirinden ayrıldı. Soğuk ve kasvetli şehire dönüşeceğini hiç kestirmedim mesela kalbimin de. Mesela artık düşlemekten vazgeçtim. Ağaçlar olmasa, sesini hatırlatmasa, güneş beni yakmasa, denizin sesine dalmasam öyle hüzünler boyu, hiç bilemeyeceğim seninle geçen zamanların özlemini. Özlemek ki şimdi yoklukla bir. Kapandı bazı yaralar, dindi bazı sözlerin ağırlığı. İçim, çok soğudu sana. İçim, çok soğudu ama neden hala duruyorsun burda. Terk etmeyi öğrettin teşekkürler. Vazgeçmeyi öğrettin sağol. Ben, sana inanmış bir kalbi bıraktım. Sen, yıkılmış bir ev. Kimsesiz bir duyguyu ne yapayım bilemedim ve altında öyle ezildim ki. Hiç yoktun seni ararken gözlerim...


Ağlamam gerekir, hüzünler var boğazımda. Artık ağlayamıyorum da. Belki onu da tükettim seninle ve beklerken. Ben, neyi aşmadıysam alıştım evet! Evet, virgülün anlamı bir tümün yarımı ve eksile eksile boşluğunu bulurum geçmişin... Sesimde bir kırgınlık dolanıyor, bunu bilemezsin. Halsizlikle karşılıyorum yorgunluğu. Boynum, bükülmüş bir çiçeğin boynu gibi. İçim, sönmeyen bir yangın yeri. Düştüğüm karanlıkla kalıyorum ıssız.

Gece, üstümde acımasız bir hatıra defteri...

Dünya sessizleşiyor, çocukların sesi bitiyor, kediler, köpekler, kuşlar ortalıkta yok. Bir ses çağırıyor başka bir sesi, bir yüz dönüyor başka bir yüze ve bir el varıyor başka bir ele. "Sana varmanın imkansızlığı" diyorum, hep aynı. Saatler iki defa geride, şehir hep çok kuzeyde... Yine de suların bir yerde birleştiğine inanıyordum tüm coğrafya derslerinde. Belki oraya varır tüm kesilmiş akışlar diye. Olamaz mı? Saçma mı? Saf bir düşünceydi bir zamanlar inandığım. Ancak sonra birşey oluyor. Vazgeçmek gibi bir şey. Aklım varmıyor bir yere. Ayaklarım gitmiyor bir yere. Yaşlandım belki biraz, belki biraz geride bırakmayı denedim...

Şehir sessizleşiyor. Yürüyüşlerim, bakışlarım, düşüncelerim...

Asla kavuşamayacağım bir şeye özlem ve virgül bir yerde kalıyor. Bir yerde takılıyor. Ayağımın ağırlığını hissediyorum. Soğuk duvarlar var geride. Hayatın tüm sancıları bir kenarda. 

Herşey uyuyor.

Bir yer var ki orada gece hiç bitmiyor.

Orası hep kalbime çıkıyor.

Orası hep saudade...


(Saudade: İnsanın, kaybettiği veya asla kavuşamayacağı bir şeye, birine duyulan derin özlemi)

2,48