Hepimizin muhakkak kafasında dönen, “zaman” sorgusu ve bir türlü bulunamayan cevapları, beynimizi meşgul etmekte bir hayli güçlü etkiye sahip. Bu kitabı görünce kafamda yine başladı o zorlu sorular. Böylesi yoğun ve ağır bir konuyu hiç çekinmeden yorumlamış olmasına pek sevindim.

Zamanı, duyular arasında bir bağ kurarak anlatışı; geçmişte, şimdide ve gelecekte insanın zamana bakışı, farklı filozof ve düşünürlerin (Heidegger, M.Proust, Karl Marks, Nietzsche vs.) söylemlerini de kullanarak kitabı bambaşka bir boyuta taşıdığını söyleyebilirim.

Pek çok karşıt görüşü bir araya toplamış olması ve bunu harmanlayarak yorumlaması da kitabı güzel bir kaynak niteliğinde kılıyor. Yanlış yaptığımız bir şey varsa o da zamanı hızla tükettiğimiz ve farkına varmadığımız o derin zamandır. Zaman, süzülen bir şeydir.


Sevdiğim birkaç alıntı bırakmak isterim:


“Zamanında ölmeyi beceremeyen kişi, uygunsuz zamanda yok olmak zorundadır. Ölmek, hayatın uygun bir şekilde sonlanmasıdır. Bir ömrün bitme biçimidir. Yaşam anlamlı bir bitmişliğin her türlü formundan yoksun bırakıldığında, uygunsuz zamanda sonlanır. Kapanış ve bitişin sonu ve istikameti olmayan bir sürece, daimi bir tamamlanmamışlığa ve yeni başlangıçlara boyun eğdiği bir dünyada, yani yaşamın bir yapıya, bir bütünlüğe erişerek bitmediği bir dünyada ölmek zordur. Yaşam hikayesi böylece uygunsuz bir zamanda kesilir.”


“İnsanoğlu, kısa bir dolanıp durma döneminden sonra, bir yürüyüşçü olarak dönecek mi yeryüzüne? Yoksa yerçekimini ve çalışmanın bütün ağırlığını ardında bırakarak süzülmenin hafifliğini, boş zamanda süzülerek gezinmenin, bir başka deyişle, süzülen zamanın kokusunu keşfedecek mi?”


“Günün tarihini bile unuttuğumuz... Ne zamanlardı ama. Zaman oydu işte.”