“Çocuk Edebiyatı Nedir?” serisinin ikinci yazısında çocuk ve çocukluğun tarihini Aries, Postman, Aristoteles, Cicero, Locke, Rousseau gibi isimlerin düşünceleri üzerinden inceleyeceğiz.


Çocuk ve çocukluğun tarihi hakkında Postman, Cicero, Aristoteles, Aries, Locke ve Rousseau gibi önemli isimler fikirlerini belirtmiş ve incelemelerini sunmuşlardır. Haydar Akın, kaynakçada belirttiğimiz makalesinde çocuk ve çocukluğun tarihini Eski Yunan’dan itibaren ele almıştır. Akın, Eski Yunan’da çocuk ve çocukluğa dair özel bir bilgiye sözel ve yazılı kaynaklarda rastlanmadığını belirtir. Bu konu hakkında Postman ise Eski Yunanların çocuk ve genç için kullandıkları sözcüklerin belirsiz olduğunu belirtir. Postman’ın sunduğu bilgiye benzer bir bilgiyi Cunnigham’da vermektedir.


Eski Yunan’daki çocukluk hakkında Aristoteles ve Cicero’ya da danışabiliriz. Aristoteles’e göre insanın en hakir görülebilecek çağı çocukluktur. Cicero’ya göre ise Antik Çağ’da çocukluğun kendisinden ziyade sahip olduğu potansiyel övgüye layıktır.


Ortaçağ’da çocukluk için Philippe Aries’in Eski Rejim Döneminde Çocuk ve Aile Yaşamı eserini esas alabiliriz. Haydar Akın, Aries’in kitabını Orta Çağ toplumlarında çocukluk fikri henüz teşekkül etmemiştir, cümlesiyle özetleyebileceğimizi söyler. Aries’e göre Orta Çağ boyunca çocuklar ve yetişkinler arasında bedensel farklılık dışında bir fark yoktu. Aries çocukların yetişkinlerle aynı sofraya oturup onlarla aynı kıyafetleri giydiğini söyler. Aries 16. yüzyıla kadar özellikle genç kızlar ve kadınların giysileri arasında bir fark olmadığını da belirtir. Ancak 16. yüzyıldan itibaren varlıklı ailelerin çocuklara özel, çocuk olduklarını belirten kıyafetler giydirmeye başlamıştır.


Orta Çağ’da çocukların yük olarak görüldüğünü ve çocuk çalışıp aileye destek olunca çocukluk karşıtı düşüncelerin unutulduğunu söyleyen Haydar Akın, bu düşüncesine argüman olarak 14. yüzyılda yaşamış Fransız şair Eustache Deschamp’ın çocukluk hakkındaki düşüncelerini alıntılar. Şair çocuğu olmayanların şanslı olduğunu çünkü çocukların sadece çaba ve endişe gerektirdiğini söyler.


Hermsen’e göre Orta Çağ’da çocukluk: infantia, yani erken çocukluk; pueritia, yedi ilâ on iki yaş arasını kapsar; adolescentia, yetişkinliğe adım atana kadarki dönemlerden oluşur. Üçüncü dönemin bitişi konusunda fikir birliği sağlanamamıştır.


Orta Çağ’da kadınların doğum esnasında ve loğusa yataklarında saflıklarını kaybettiklerini ve şeytanın etkilerine açık hale geldikleri düşünülür. Ayrıca Augustinus, vaftiz edilmemiş bir çocuğun cehennem ateşinde yanacağını düşünür. Dante’nin İlahi Komedya eserinde vaftiz edilmediği için yetişkinlerle cehennem ateşinde azap çeken çocuklara rastlanır.


Yeni Çağ’da Orta Çağ’ın aile ve eğitim anlayışından kopulur. Cunnigham’a göre ilk kopuş ailede görülür. Doğumundan yedi yaşına kadar çocuk üzerinde otorite olan annenin yerini baba alır. İkinci kopuş çocuğun eğitime başlama zamanın erkene alınmasıdır. Böylece baba çocuğun ilk eğitmeni olarak aile içerisinde önemli bir görev edinir. Erasmus’a göre ise bir çocuğa erken yaşta eğitim vermemek onu öldürmekle birdir.


John Locke’un Eğitim Üzerine Düşünceler eserinde bu konu hakkında önemli bilgilere ulaşırız. John Locke eserinde eğitim, tembellik, beslenme, serbest zaman kullanımı, sağlıklı yaşam gibi her türlü konu üzerine fikirlerini belirtir. Locke’a göre çocuğu erken yaştan itibaren eğitmek topluma yararlı, erdemli bir vatandaş oluşturulabilir. John Locke’un esas niyeti küçük bir oğlan çocuğundan bir ‘İngiliz Centilmeni’ yaratabileceği üzerinedir, der Haydar Akın. Ayrıca Locke zihni boş bir tabela gibi görür ve çocuğun zihnine yazılacaklardan anne-babaları, öğretmenleri ve devleti sorumlu tutar. Bundan dolayı çocuğun bilgisizliği yetişkinlerin sorumluluğudur, çocuğun değil.


Çocukluk anlayışını değiştiren başka bir isim de Jean Jacques Rousseau’dur. Rousseau’ya göre çocuk kendi başına önemli ve yetişkinden farklı psikolojik özellikler taşır. Rousseau bu fikirlerini Emile adlı eserinde anlatır. Emile yazarın yarattığı hayalî bir çocuk karakterdir. Rousseau doğumundan itibaren Emile’ye verdiği terbiye ve eğitimin örnek olmasını ister. Çocukları varlık olarak kabul etmesiyle birlikte çocuklara biçim vermenin de üstünde durur. Rousseau, kitabında ortaya koyduğu ilkelere uygun olarak yaşanırsa çocukluğun her zaman hatırlanacak en güzel çağ olabileceğini söyler.


Locke ve Rousseau gibi isimlerin oluşturduğu yeni çocuk ideali edebiyat ve sanatta da etkisini gösterir. Romanlarda çocuk karakterlere yer verilmeye başlanmış, çocuk aile bireylerinden bağımsız resim sanatında yer almaya başlamıştır.


Mine Tan, çocukluğun tarihi hakkındaki makalesinde yukarıda belirtilen unsurlardan farklı olarak çocukluğa toplumsal ve dinsel açıdan bakarak İslam dininde çocukluğa verilen önemin de üzerinde durur. Buluğ çağına kadar çocuğun mükellef sayılmaması çocukluğu yaşama fırsatı vermektedir. Ayrıca ayet ve hadislerde çocukluğun farklı bir biyolojik evre olduğu ve çocuğu yetişkinliğe hazırlamanın esas sorumlusunun yetişkinlerin olduğu ifadeler vardır. Çocukluk hakkında kullanılan terimler de çocuğa yaklaşımı gösterir. Arapçada bebek, çocuk ve bunların gelişimiyle alakalı kırka yakın terim içerir.


Serinin ilk yazısında genel olarak incelediğimiz çocuk ve çocukluğun tarihini bu yazımızda detaylı bir şekilde ve önemli isimlerin fikirlerini sunarak ele aldık. Yazıyı yine çocuk kitapları önererek sonlandırıyoruz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.


Öneri çocuk kitapları:

Hatalar Kitabı/Corinna Luyken

En Muhteşem Şey/Ashley Spires

Hiç Hata Yapmayan Kız/Gary Rubinstein


Öneri Film:

Taare Zameen Par – Yerdeki Yıldızlar


Kaynakça

Mine Tan, “Dün, Bugün Çocukluk”, Toplumsal Tarihte Çocuk, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1994. 11-30.

Haydar Akın, Çocuk Cadılar ve Çocuk Cadı Avı, Phoenix Yayınları, Ankara, 2010, s.19-65.