Biliyorum eliptik yörüngede benden uzaklaşıyorsun istemeden. Biliyorum önce beni yakmalarını isteyeceksin. Tanrıdan ve gotik kelebeklerden. Biliyorum ısınsa ve tüm bu düşüncelerden yorulmuş olarak dizime düşse başın. Bizim için tamu burası olur diyecekler. Dizlerimde eliptik yörüngeyi seyredeceksin. Kara dutum, çatal karam, ve yörüngem. Ben sana kapılıp dönüyorum içimden. Fezanın dönüşüne laf mı olur? Sadece susmak ve sadece suya susamaktan yanar okyanuslar diyecekler. Beni yakan sendin diyeceksin. Biliyorum geceler serinledi yakanda, iki ucunu birleştirip belki yeni bir şehir edeceksin. Biliyorum geceler serinledi ve bazen beni uyandırdığında birileri rüyamdan, uyuduğunda uyandığından daha gerçeksin diyeceksin.


Biliyorum uyuduğumda ben eliptik yörüngeyi sırtlıyorum siz bilmeden. Biliyorum hiç birini anlatamazsın diyecekler. Biliyorum ben uyurken bazı gürültüleri susturacaksın. Yörüngemin avare sesleri, hiç susmuyor diyemiyorsam sana, sen yine bileceksin. Korkma beni gördüğün rüyalardan. Adımı sürdüğün ellerinden kork. Biliyorum, senin adına el sürmedim diyeceksin. Eliptik yörüngede de olsa seni görmedim. Bisiklete bindi filler, senin kibrini bile deva diyerek bağrıma kapatmışsam, bana elbet laneti verecekler. Biliyorum çok konuşmadı uyanıklığı ağzımın. Belki o uykudan uyanıp bana dem ver diyeceksin. Beklemek, sabır falan. Ama şimdi durup buradan bakınca, eliptik yörünge bana çok uzak diyeceksin. Beni biraz daha yamacına isteyeceksin. Aramızda ne bir ev, ne bir duvar. Ne de bir parça bulut istemeyeceksin. Seni yakan ateş beni yaksın, sana değer rüzgar beni de hırpalayıp atsın. Sonra ben başımı uzatıp eliptik yörüngeden seni dinlerken, biliyorsun gelemez diyecekler. Bileceksin.


Biliyorsun bir gül diktim sitareler yerine bahçeme. Biliyorsun serinledi geceler. Uyanıp kozmik uykumdan rüzgarı kalbimi sarmış bulduğumda ben, eliptik yörüngeyi çekerim dizlerime. Bacaklarımda moraran güller, boylu boyunca yarılmış ve göğsümden çıkarılmış bir kalbi aldığında benden. Böyle olacağını biliyordun. Biliyordu diyecekler. Tüm kanımı serecekler semaya. Bunu da biliyordun. Beni tüm bu taştan yontulma şeylerin, o inatçı kuşcukların, yalancı semanın, iyileşmeyecek bir devanın, uçmak için yakıtı olmayan bir tayyın yardımcısı yapmak isterken biliyordun. Beni cehennem dediğin yerde Shakespeare ile yakmak isterken, bestelerken türkülerini bensiz hem de ben hiç birini görmemişken. Biliyorum, genç öldü diyeceksin soranlara. Cevaplayacaksın ama kin de güdeceksin beni hatırlatan her şeye. Biliyorum lanetin başım üstüne. Kim bu denli dutuşan odlare kılmaz ise çare*, sizi ölüme terk ediyor sevdası içinizin diyecekler.


Bilmiyorum yüzümün neresi eliptik yörüngeden. Bilsem susardı seni tutan gök, seni sevdiğinden ayaklarına serilen toprak. Seni benim yerime de saracak olan rüzgara senin de açacağını bilsem kollarını, o gün ki başka derdim kalmayacak. Bugün ki adımı sildin elinden yörüngenin. Şimdi bu yağmur da nereden çıktı diye endişelerdesin. Bu yağmur, bugün ki ağlıyor göğsümden. Seni yakacak ateşe serinlik verdim. Seni tutmayacak yer çekimine ellerimi verdim. Ve böylece ellerim yer çekiminin dokunduğu seni tutacak. Biliyorum, bu kitabı sevmedin. Biliyorum haramilerden yorgunsun ve sonra ben; Genç öldü diyeceksin. Onlar sana kızabilir. Ben kızmadım bil. Acını doyasıya yaşayabil ve eliptik yörüngede karşına çıkan her şeyde benden bir zerre bulacağını bil. Tesadüf ya da tevafuk de. Bir gün o çok sevdiğin ayın dizlerinin dibinde, bir yıldızı düşerken göreceksin uzaklara. Soracaklar sana, odlare çare sudur bileceksin. Ve dönüp onlara; genç öldü diyeceksin.


-Kim o?

-Benim, ben. Eliptik yörüngeden.


(*; Su Kasîdesi)