Die Welle, Dennis Gansel’in yönettiği, yaşanmış bir deneyi anlatan, kitaptan uyarlanmış, 2008 Alman yapımı filmdir. Filmde, bir öğretmenin öğrencilerine otokrasi konusunu anlatmasını ve bunu anlatırken öğrencileri ile kendini bir deneye tabi tutması anlatılır. Faşizmin tekrar olabilmesi için fazla bilinçli olduklarını söyleyen öğrencilerine karşı böyle bir deney yapmak isteyen Rainer, aslında yıkıcı bir faşist grup yarattığının farkında değildir. Kendisinin de bu durumu sevdiğini ve erken önlem almadığını söylemek de mümkündür.


Filmin sonunda bu grup aynı bir faşist toplum gibi otoritenin söylediği her şeyi yapacak duruma gelir ve işler çığrından çıkar. Grup arkadaşlarını öldürebilecek, suçlayabilecek, ayrıştırabilecek konumda olan bu grupta zayıf halka olan Tim, hayatının merkezine koyduğu ‘’Dalga’’ grubunun bitmesini kaldıramaz ve gruptan arkadaşlarından birini vurur. Rainer’in onu sakinleştirmesinden sonra da yaptığının farkına varır ve kendini öldürür. Bir deneyden çok daha fazlası olan bu deneyde bir kişi ölür, bir kişi yaralanır ve bir kişi de hapse girer.


Film birçok açıdan etkileyici sahnelere sahip olmasına rağmen benim farklılaştırdığım iki sahnesi var. Bunlardan biri: Dennis kendi çekmek istediği tiyatroda yönetmendir ve sürekli oyunun provalarını yapar. Nazik ve kibar tavrı yüzünden tiyatroyu oynayan kişiler Dennis’i ciddiye almaz. Biri sahneyi değiştirir, diğeri kendi isteği olmazsa tiyatrodan çıkacağını söyler ve Dennis bu anlarda hep pasif durur ancak Rainer’in otokrasi dersindeki otoriter tavrından sonra yapılan bir provada Dennis bağırarak ve emir vererek aynı Rainer gibi bir otorite kurar ve bütün arkadaşları ona uyar, sözünden çıkmaz. Bu da otoritenin itaati arkasından getirdiğinin kanıtıdır.

İkinci etkilendiğim sahne ise; Rainer’in artık yarattığı faşist grubun farkına varmasından sonra bir toplantı düzenleyip ‘’Dalga’’ grubunun üyelerini ve sempatizanlarını çağırması ve orada ‘’Bizi durduramayacaksın. Dalga buradan bütün Almanya’ya yayılacak! Ve her kim yolumuza çıkarsa dalga tarafından yerle bir edilecek! Haini öne getirin!’’ cümlelerini kurması oldu. Bu sahne aslında herkesin içinde itaatin de faşistliğin de otoritenin de olduğunu gösteriyor. Öğrencilerin dediği ‘’tekrar faşist olmak için fazla bilinçliyiz’’ cümlesi yerle bir oluyor. Mekanın ve birlikteliğin, ortak amacın doğrultusunda bilinçli olup olmamamızın pek etkisi kalmıyor ve kolektif itaat ardından saldırı bu yüzyılda ve zamanda bile bizi ele geçirebiliyor.


Filmin tamamında bir sosyal etkiden söz edilebilir. Özellikle Milgram’ın deneyi üzerinden gidecek olursak filmde otoriteye maruz kalan veya onun isteklerine cevap veren insanların; yani öğrencilerin kendi vicdanlarından ve bilinçli oldukları konulardan saptıklarını ve otoriteye göre bir tutum sergiledikleri görülmüştür. Milgram deneyinde de öğretmenler yani denekler otoriteden gelen isteğe bağlı kalarak öğrencilere 450 volta kadar elektrik şoku vermişlerdir. Bu tutumu filmden bir sahne ile ilişkilendirecek olursam; başta faşist ve otorite altında artık hiçbir bilinçli toplumun kalmayacağını söyleyen öğrenciler ‘’Dalga’’ grubu kurulduktan sonra beyaz gömlek giymeyen veya dalga selamı vermeyen insanları bulundukları yere almıyorlardı ve onları gasp ediyorlardı. Başka bir ilişkilendirme yapacak olursak; Milgram deneyinde öğretmen denekle öğrencinin arasında fiziksel mesafe arttıkça itaat artmıştır. Filmde de Rainer’in yakın koruması olmak isteyen Tim, otorite figürü olan Rainer’le fiziksel teması arttıkça ona karşı itaati de artmıştır ve en saplantılı itaati Tim göstermiştir. Filmde Marco, Rainer ile fiziksel mesafesini filmin sonlarına doğru azaltmıştır ve eş zamanlı olarak itaati de azalmıştır. Dalga grubunun çığırından çıktığını Rainer’e (otoriteye) söylemiştir.


Sonuç olarak otorite ve itaat; mekana ve koşullara göre farklılık gösterebilir. Milgram da bunu deneyinde göstermiştir. İnsanlar otorite altında kaldıklarında vicdanlarıyla ters düşebilir.