"Yarınki partiye geliyorsun değil mi?" diye sordu. Yarın doğum günümdü ve partimin süpriz olmasını tercih ederdim. Ama bu da hiç olmamasından kat kat iyidir. "Tabi geliyorum nerede?" dedim. "Shakespeare Cafede" dedi. "Hay hay" dedim. 

 

 O akşam inanılmaz heycanlıydım. Yarın için planlarım vardı. Beste'ye onu sevdiğimi söyleyecektim. Bu kadar flört yeter. Artık adını koymak lazım. Atmosfere kaptıracaktım. Dans ederken söylerdim veya pasta kesildikten sonra birşeyler içerken. En güzeli de ilk defa doğum günümün kutlanacak olmasıydı. Neredeyse 21 yıldır yalnızdım ama ilk defa girdiğim bu ortam sayesinde bir çevre edinmiştim. Hemde çok kaliteli bir çevre. Aramızda doktor da vardı. Avukatta. Hepsi okumuş etmiş insanlardı oturmasını kalkmasını bilen tiplerden. Bir gönüllülük projesinde tanışmıştık. Bir Karadeniz ilinde sel olmuştu ve bizde şehrimizden çıkıp sel için yardıma gitmiştik. Araçtayken tanışıp kaynasmıştık ve neredeyse 1 yıldır devam eden dostluğumuzun temelini atmıştık. Birlikte neler yapmamıştık ki? Heryerden çıkıyorduk bir ekip ruhuyla hareket ediyorduk her daim. İşte bende gel zaman git zaman Beste'ye aşık oluvermiştim. Çok uyumluyduk. Yani arasan bulunmaz bir uyumluluktu bu. Ikimizde memurduk evvela. Az çok aynı kazanıyorduk. İkimizde üniversite mezunuyduk sonra. İkimizde tiyatroyu pek severdik. Hatta desteklediğimiz parti bile aynıydı. Birtek futbolda ayrılırdık o kadar. O da benim umrumda olmazdı. Herkes bir yana o bir yanaydı. Ekipten ayrılıp derin muhabbetlere daldığımız çok olurdu. Bana sorarsanız artık sadece adını koymak kalmıştı zaten. O da yarın gerçekleşecekti. 


 Ertesi gün Shakespeare'e gittiğimde mekanda çok çok üç beş kişi vardı. Daha kimseler gelmemişti. Erken de gelmemiştim oysa. Sohbete daldık. Kimse partiden bahsetmiyordu. Havadan sudan konuşuyordu. Bir ara lavaboya gittim dışarıda mikrafondan gelen ekolu sesi duydum. "Doğum günü çocuğu buralarda mı?" diye sordu. Tam lavabodan çıkıyordum ki bizimkilerden birisi "henüz değil" diye bağırdı. Buradaydım ya! Sırf lavaboya gittim diye beni yok oldu felan mı sandı ki bunlar? Ya da millet henüz toplanmadı diye mi henüz değil demişlerdi? Tekrar masaya döndüm birşey çaktırmamaya gayret ediyordum. Gitarist eleman akort ayarı yapmaya koyulmuştu. Mekan yavaş yavaş kalabalıklaşıyordu. Biraz sonra Fehmi geldi ardı sıra Beste giriş yaptı. Birer hoşgeldin tokalaşması kucaklaşması birer öpücük. Beste yanıma oturdu. Fehmi de tam karşı caprazıma. "E ne içiyorsunuz?" diye sordu. "Churcill" dedim. "Bugün içmek yok." dedi bizim kızlardan birisi. "Öyle olsun bakalım. Bize de birer çay o zaman." 

 Neredeyse gelebilecek herkes gelmişti. Gitarist arkadaş müziğe başlamıştı. Slow gidiyordu. Mekana en son Berkay abi girdi. Berkay abi bizim sel için giden gönüllü ekibin sjvil toplum kuruluşunda çalışan gönüllü lideriydi. Bir neşe telaş aldı ortalığı. Berkay abi herkesle tokalaşıyordu. Zaten hep böyledir hep çok sevilir sempatik bulunur. Berkay abi de geldiğine göre artık kutlama adam akıllı başlar dedim. Kutlama sonrasında Beste'yi dansa kaldiracaktım.


Gitarist gitara iyi bir vurdu. Tok sesiyle "evet arkadaşlar partiye hazır mıyız?" diye sordu. "Hazırız" diye bağırdım herkes gibi. "O halde şarkıya kuvvetli bir eşlik istiyorum bir ve iki ve bir iki üç" Pera'dan "Sevgilim İyi ki Doğdun" şarkısını çalmaya başladı. Bir baktım Beste kafa sallayarak gözlerimin içine bakıyordu bir yandan da küçük küçük ritim tutuyordu masada Demek. Demek gül goncam Beste'm benim için hazırlıklar yapmıştı. Başkası olamazdı çünkü bu. Nakarat kısmı geldiğinde artık kendimi ayağa kalkmak zorunda hissettim. "O güzel kalbine yerim değişmesin her daim..." Tam kalkmaya hazirlanıyordum ki gitarist "Sevgilim iyiki doğdun. Berkay iyi ki doğdun" diye çalmaya başladı. Berkay utanmış ve hiç beklemediği bir süprizle karşılaşmış bir edayla yerinden kalkmış alkışlıyordu. Bizimkilere ritme uymuslardı. Yanarli dönerli pasta mekana giriş yaptı. Nakarat ardı ardına tekrarlanıyordu.

"Sevgilim iyiki doğdun" Berkayin sevgilisi Pınar Berkay'ın her yerini öpüp duruyor öpmelere doyamıyordu. Ben ise yerimde oturmuş öylece izliyordum. Sonra Kürşat beni dürttü. "Alkışla kanka alkışla eğlen biraz" dedi. İstemeye istemeye alkışlamaya başladım. Müzikte alkış çalan şebek maymunlarına benziyordum. Beste ayağa kalktı Berkay'a hediyesini götürmek için. İşe bakın kendi doğum günü kutlamama geldiğim için hediye de getirmemiştim. Duruduk yere mahçup duruma düştüm. İçimden inşallah ayıkmazlar diyip duruyordum. Neyseki ayıkmadılar. Dur biraz! Bugün benim de doğum günüm. Bana bir kutlama borçlu olan bir insanlara ben hiç birşey borçlu değildim zaten. Kimse kutlamayı bırak doğum günün kutlu olsun bile dememişti. Beste bile hatırlamamıştı Beste bile.


 Oysa biliyorlardı hepsi biliyordu. Dün instagramdan yeni yaşımla alakalı bir gönderi paylaşmıştım ve hepsi görmüştü. Üstelik burç muhabbetlerinin yapıldığı günlerden birinde herkese söylemiştim doğum günümü. Ya Berkay? Berkay abi ne zaman söylemişti? Söylemeyi geç ekibin lideri olmak dışında çokta bir samimiyeti olmayan bu adamın doğum gününü kutlamak nereden çıkmıştı? Ben her projeye her toplantıya gelirdim mesela. O gelmezdi. Benim herkesle muhabbetim olurdu mesela, onun olmazdı. Bazen diğerleri dertlerini bana anlatırdı mesela ona anlatmazlardı. Yinede onu hatırlamış benimkini hatırlamamıslardı. Bu duruma baya içerlemiştim. Mekanda kimse içmiyordu. Ama ben bir bira açmıştım çoktan. Ve içiyordum. Bugün içmiyormusuz. İçiyordum işte kim ne derse desin. Durgundum sessizdim. Kimse dönüp neyin var bile demedi. Herkes kendiyle meşguldü. Muhabbetlerini çevirmeye devam ediyorlardı müziğe eşlik ediyor arada kalkıp oynuyorlardı. 

 

Bencillik ettiğime karar verdim. Bu kadar kıskanmanın bir anlamı yoktu. Bende diğerleri gibi eğlenmeliydim. Herkes kendini eğlenceye kaptırdığı için beni göremiyorlardı zaten. Doğum günüm kutlanmamıştı evet. O halde ikinci plana geçecektim. Beste. Birazdan Beste'yi dansa kaldiracaktim ve onu herkesin içinde öpecektim böylece adını koymuş olacaktık. Beste masaya döndüğünde muhabbete başladık. "Kabul edersen seni dansa kaldırmak istiyorum" dedim. Dansa kalktık ben biraz yakınlaşmaya çalıştım Beste çekinmiş olsa gerek biraz naz yaptı. Hayır olmayacaktı herkes içinde pat diye de olamazdı zaten. Hödüklük olurdu belki. Yerimize oturunca konuyu orada açmaya karar verdim. Adını koymak. Neden bu kadar aceleciydim Berkay'ın doğum günü çok saçma bir ortam değilmiydi? İnanın bilmiyorum. Ama ortamıydı da onca çift romantik anlar yaşıyorken biz hala adı koyulmamış birşeylerin içinde debeleniyorduk. Kendimle olan çelismem bittiğinde tam konuyu açacakken gitarist eleman yine gitara iyi bir vurdu. "Evet" dedi "gecenin ikinci süprizi eminim bunu hiç biriniz beklemiyordunuz. Beste hanımı sahneye alabilir mıyız lütfen?" Ulan çok iyi fikir ben neden düşünmemiştim bunu. Düşünmemiştim düşünmemiştim de ne oluyordu? Beste'ninde mi doğum günü bugündü? Beste sahneye çıktı. Tek başınaydı. Biraz sonra mekanın önünde siyah bir Bmw sertçe fren yaptı. İçinden Fehmi indi. Ne zamandır mekanda görmüyordum zaten elemanı. Elinde kocaman bir çiçek vardı. Gitartist tellere vurdu. Aşk dolu bir ritim tutturdu. Fehmi gelip Beste'nin önünde diz çöktü. "Beste'm benimle evlenir misin?" Beste şok içindeydi. Benim geçirdiğim şok kadar fazla değildi ama. Ulan ne ara tanıştınız? Ne ara konuştunuz? Ne ara bir ilişkiye başladınız? Konu buralara nasıl geldi? Hadi geldi benim nasıl haberim yok bunca olaydan? Beste ağlayarak "evet" dedi ve Fehminin kollarına attı kendini. Herhalde ben dışında herkesin bu ilişkiden haberi vardı çünkü herkes alkışlıyordu. Bravo nidaları atanlar, ağlayanlar bile vardı, çok romantik diye iç geçirenler de... Ben ise yine olduğum yerde donmuştum ki Kürşat yine beni dürttü. Ağzının ortasına vuracaktım beni bir rahat bırakmıyordu. 


 Demek bunca zaman Beste'nin Fehmi ile bir ilişkisi varmış ama ben görmemişim ha? Ama nasıl olur? Neden yani anlam veremiyordum. Neredeyse iki günde bir Beste ile buluşurduk. Projelerde hep eş olurduk, beraber çalışırdık. Yazışırdık, konuşurduk susmazdık. Herşeyimiz zevklerimiz aynıydı. Oysa Fehmi? Fehmi muteahhit bozması hırbonun teki. Zaten gönüllü ekibinde bile değil. Berkay abinin bir tanışı olduğu için bir ara ortama girmişti selam verip çıkmıştı. Tabiri caizse bir selamla da işi halletmişti. Ben günlerce uğraşmıştım yakınlaşmaya çalışmıştım ortak nokta aramıştım. Bulunca sevinmiştim. Onunla dans ettiğimde içimde kelebekler uçmuştu. Sadece güzel olduğu için değil hayata bakışıyla kendime yakın gördüğüm için istiyordum onu ben. Oysa Fehmi? Fehmi onu sadece güzel oldugu için istiyordu. Fehmi gibi biriyle ne konuşabilirdiniz ne paylaşabilirdiniz? Dün gece mekanda yaptığınız alemi konusurdunuz en fazla. Arada bir de köşedeki möşedeki arsadan. Ihaleden, fesattan. Beste mutsuz olacaksın. Fehmi istediğin gibi biri değil ama sen onu tercih ediyorsun. Tüm hayatın boyunca onu değiştirmeye çalışacaksın. Üzüleceksin. Ah Fehmi şöyle bir insan olsa böyle bir insan olsa diyeceksin ama olmayacak Beste kimseyi değiştiremezsin. Neden yaptın Beste cevap kolay değil. Senin etkilendigin şey para da değil. Bunu biliyorum. Fehmi'nin arabası harcaması değil ilgini çeken. Paradan çok öte birşey ama çözemiyorum lanet olsun ki çözemiyorum. Kadınların neden böyle erkekleri tercih ettiğini çözemiyorum. Hesabını soracaktım madem Fehmi vardı ortada, benimle neden bu kadar yakındı soracaktım. Sahneye fırlayıp bağırmaya başladım. "Bana çok yakın davrandın" dedim. Herkes affaladı. "Ne oluyor ne gibi yakın?" dedi. "Ben sandım ki" dedim. "Sandım ki aramızda birseyler var sende bana kendini yakın hissediyorsun felan sandım." , "dostça bir yakınlaşmayı yanlış anlamışsın sen Caner" dedi. "Anlamadım. Yanlış felan anlamadım" dedim. "Nehir ile de arkadaşız onu neden yanlış anlamadım da seni anladım? Başkası neden seni yanlış anlamadı da ben anladım? Sen benim ilgimi kullandın. Beni kullandın. Beni sevmiyordun beni istemiyordun ama hoşuna gidiyordu. Hiç bir zaman git demedin. Fehmi seni üzünce benimle yakınlaştın. Fehmi'nin yarasını çaktırmadan benimle sardın. Seni sevdiğimi anlmıştın. Kızlar böyle şeyleri anlarlar. Umursamadın benimde bir kalbim olduğunu umursamadin. Beni hiçe saydın gittin Fehmi ile yakınlastın. Beni bile bile. Şimdi de adını arkadaşlık samimiyet koydun. Yanlış anlamışım. Neden arkadaşım ulan ben? Neden hep ben arkadaşım? Biz iyi çocuklar neden hep sizin arkadaşınızız? Neden bizi direkt ve sadece arkadaş olarak görüyorsunuz. Sen çok iyi bir insansın Caner umarım gönlüne göre birisini bulursun. Sensin işte gönlüme göre birisi ama sen neden gönlüne göre birini değilde kendinle baştan başa zıt biriyle beraber olmayı tercih ediyorsun?" ,

"Caner neden uzatıyorsun? Neyi anlamadın? Neden rezillik çıkarıyorsun? Sen böyle bir insan değilsin kendine gel!"

 "Değilim. Değilim ya değilim. Ben hep iyi çocuğum değil mi? Ben hep hatalarinizda sizi tolere eden hep yüzünüze gülen çocuğum. Bu ortamda bana bunu pay biçtiniz. Bu kadroya beni atadınız. Herkes sinirlenir, sinirlendirdiginiz için özür dilersiniz. Ben sinirlenirim neyin var senin Caner dersiniz. Rezil etme kendini. Caner sessiz olmak zorunda, susmak zorunda, dinlemek zorunda. Duyguları yok Caner'in. Caner çöplük . Caner arkadaş başka birşey değil."

Döndüm bağırıyordum. 

 "Ve siz hiçbiriniz doğum günümü hatirlamadiniz. Hepinizin açığını biliyorum hepinizin derdini özelini biliyorum. Ama hiç bir zaman art niyetli olmadım. Kulanmadım, kötü düşünmedim. Siz beni iyi çocuk gördünüz bedava psikologluk yaptırdınız bana. Ben umrunuzda değildim olmadım. Sözde yakın arkadaşınızdım lan değil mi? Ama Berkay'ı hatırladınız beni değil. Neden çünkü ekibin lideri diye mi? Yalakalık olsun diye mi hatırladınız? Bugün benim de doğum günümde lan bugün benim de doğum günümdü."


"Ne yapıyosun lan sen? Gel şöyle."

"Bırak birader kolumu!" Kaan tutmuş beni çekiştiriyordu. "Toparlan lan. Haline bak ne yaptın kendine!" , "Kaan bırak beni bak seninle de aramız bozulacak." , "Caner oğlum dünyayı tanımıyorsun insanları tanımıyorsun. Bak. Bu yollardan bende geçtim sikleyen yok oğlum seni! Beni! Bizi! Bunu bil tamam mi? Önce bunu kabul edeceksin. Kimsenin zerre umrunda değilsin. Sen burada üzülürken sen burada kendini heba ederken ne düşünüyorlar biliyormusun? Zavallı olduğunu düşünüyorlar! Acınası olduğunu düşünüyorlar. Erkeğiz oğlum biz. Kim ne yapsın lan bizi? Kim ne yapsın? Sen burada kendini heder edeceksin birazdan o Beste gidecek Fehmi ile arabada gece boyunca içecek. Yok yakın davranmış yok ortak nokta çökmüş, uyummuş şuymuş buymuş... Kız seni istemiyorsa adı arkadaş oluyor lan işte olay bundan ibaret! Öyle çok alengirli yanarli dönerli birşey değil bu. Basit. Sen kendini heder edeceksin hayat devam edecek. Sen günlerce üzüleceksin hayat akıp gidecek. Dinle beni Caner! Yüzüme bak oğlum yüzüme bak. Ağlama lan. Bizim gibi adamların hayatta sadece gururu olur. Baska da birşeyi olmaz tamam mı lan? Söz ver bana. Bir daha hiç kimse için gururunu ezmeyeceksin. Yalnızlık, pesimistlik, kötünün içinde boğulmak, sevgisizlik, parasızlık, ilgisizlik bizim gibiler için dayanmak zorunda olduğumuz gerçekler. Bunlara dayanacağız. Bu yüklere yenik düşerek gururumuzu da kaybetmeyecegiz. Anladın mi? Hişt sana söylüyorum. Kardeşimsin lan sen benim. Ben senin kötülüğüne konuşurmuyum?"


"Abi keşke söylemeseydim. En azından arkadaş olarak kalmaya devam etseydik. En azından olma ihtimali dursaydı bir köşede. Ben onunla avundum abi. Aylardır o ümide sığındım. Belki içten içe gerçekleri biliyordum sezinliyordum ama görmezden geliyordum. O umuda sığınmış yaşıyordum. Kendime düşlerimden yeni bir gerçeklik yaratmıştım. Ben aglıyorum abi kaybettiğim için değil, ben hiç kazamadım ki. Ben ağlıyorum çünkü kurduğum düşsel gerçekliğimi yıktım. Gerçeğin karşısında çırıl çıplak kaldım ben abi. Ona ağlıyorum ben."