Tarih sadece kazananları hatırlar, flaşlar yalnızca zirvedekilerin suratında patlar, ikinci olmanın hüznü ise tarif edilemez. Sorunun temelinde ikinci olmak yoktur, sorunun temelinde birincilik ile gelen kazanma algısı vardır. İç organları yer değiştiren dublörün film setinde kopan kolu kendini bir heykeltıraş gibi tasarlayan aktörlerin götüne girmelidir. Ömrünüz boyunca taptığınız kareteci star; start işaretini bırakın, ringe çıkmaya cesaret bile edemez. Oysa ona kazandıran tek şey suratıdır, kavgayı dublör kazanır ama alkışı boyandığı için ışıldayan aktör alır. Defilede boy gösteren manken boyanmadan alıcıya çıkmaz, moda gösteriminde kıyafetten çok mankenin bacak boyuna, göğüslerinin kıyafetinin içinde attığı adım ile paralel bir orantıda zıplayıp zıplamadığına bakılır, fiziğin doyurucu oluşu tasarlanan kıyafetten önemlidir. Dünya güzellik yarışmasının yanında neden dünya çirkinlik yarışması yoktur? Çirkinlere çirkinlikte bile birinci olma fırsatı tanınmaz. Neden soluksuz bir aşk filminin başrolünde iki şişko aktörü öpüşürken görmeyiz, aşıklar neden fiziksel olarak sonsuz bir uyum içerisinde yol alır? Kusura yer verilmez, bu yüzden aşk filmlerini ciddiye almam, oysa sevgi kusurun da aşk potasında eritilmesinden geçer. Titanic filmindeki Jack’i hepimiz biliriz. Ah, soğuk sularda donarak yapılan fedakarlıklar, sizce Rose yüz kilo kütlede ve göbeği vücuduna yayılan erimiş bir dondurmayı andırsaydı Jack yine de onu nü çizmek ister miydi, yoksa Titanic’i kurtarmak için onu gemiden mi atardı? Pablo Escobar, Al Capone’u tarih yaşattı, belgesellerini ve filmlerini izlediniz, hepimiz bu adamları tanıyoruz, peki ya onları yakalayanları? Tarih iyileri hatırlar mı, kötü adamların mizacı insanlığa hak ettiğini verdiği için mi seviliyordu? Açlıktan ölen yazarlarımız şimdi ne diye farklı farklı kapak tasarımları ile basılıyorlar, toplumun değerini artıran yazarın değeri neden toprakta verilmeye çalışılıyor, bilirkişi diye adlandırdığımız kişilerin aslında bir bok bilmediği tarihin birçok örneğinde mevcuttur. Bakınız Charli Chaplin’e benzeyenler yarışmasında Charli'nin üçüncü seçilmesi birçok şeyi göz önüne seriyor. Her gün eve suratı morarık giden dublörün kızı babasını palyaço sanıyor. Bize kurgusal dünyanın içinde gerçekliği yaşatan aktörlere elbette dil uzatmıyoruz. Tom Cruise ve Jackie Chan bunlardan ikisi, bu aktörlerimizi bir teraziye koyarak değerlendirmeye tabi tutacak olsak karavanında lattesi geciktiği için kıçını yırtan topluma mâl olmuş aktörü kazıklarla setlerden kovmamız gerekir. Hem yetenekli hem de yüzleri para eden aktörler için ise, kendini senaryo matematiğine uymayan, vasat hikayelere satmalarını kınıyoruz. Hikayeye hizmet etmeyen bir giriş sahnesi, karakterin engelini bilmediğimiz aksiyon sahneleri, anlatılmak istenilenin sinemanın en kolay yoluyla, yani diyaloglarla verilmesi kötü senaryonun ilkeleridir. Örneğin Brad Pitt-Angelina Jolie aşkını kullanarak çekilen Mr. and Mrs. Smith filmi; mantıktan uzak, sosyal medya hesaplarında konu olacak birkaç güçlü kur sahnesi, Battal Gazi edasıyla yüz kişiyi açık hedefken tarayan çiftimiz ve tam da insanların onaylayacağı güzellikte sevişen iki heykeltıraş aşık, bunların yanında oyunculuğa hayatını adamış fakat yapımcıya sürtünmediği için tanınmayan ya da dizi film başrollerinde, şarkıcılar, sosyal medya fenomenleri gibi oyunculukta yeri olmayan insanların toplum tarafından tıklandığı için oynatılması, genç aktörün yüreğinde karakterden karaktere geçerken heyecanlı heyecanlı sabaha kadar aslında ciddiye bile alınmayacağı kast görüşmesine çalışması…


Dayanamıyorum. Sanatın ticarete dönmesi, ticaretin parayı, paranın insanı yönetmesi insanlıktan beklenen bir hareket aslında; şaşırmış gibi yapamıyorum artık. Yapmak isterdim fakat ben bir oyuncu değilim, bunu yaptığı işte belli bir noktaya gelen ve geldiği nokta dış dünya tarafından pişmişlik olarak takdir edilen, bu tuzağa düşen insanlar yapar. Yaptıkları işleri şekillendirerek hiç gidilmemiş bir yolu kendi yorumuyla açmayı denemez, kişinin doygunluk noktası bile toplumla paraleldir. Neden her türde kitap yazan bir yazar yeni bir türe babalık yapmaz, neden her tarzda şarkı söyleyen bir şarkıcı, şarkılarını söylerken ona dansı eklemez, neden her kulvarda dans etmiş biri bedenini doğaçlayarak ayak basılmayanı parmak uçları ile yoklamaz? Her zaman bilmeniz gerektiği gibi yaptığınız iş çoğunluk tarafından onay görmüyorsa doğru yoldasınız dostlarım. Tarih her zaman çoğunluğu hatırlar.