Bi’ buraya bakın!


Nasıl başlasam bilemedim. Anlatmak istediklerim bir olay, süreç, durum veya dram mı onu da bilemedim. Velhasıl kelam bizim köyde zaman, bize karşı nasıl işliyor onu yazmak istedim.

 

Bizim köyde kadınlar eşlerine oranla daha uzun yaşar. Çokça dul kadın, çokça duvar ve ağaç var.


Ağacın bol olduğu yerde temiz hava çoktur değil mi? Bu temiz hava sadece kadınlara yarıyor ki, en çok onlar yaşıyorlar, (Takdir-i İlahi diyelim de geçelim) Bir de ağaçların altında saatlerce oturmalık, demlik demlik çay içmelik gölgeleri var. Hal böyle olunca gıybeti, haseti, çekiştirmesi, yatıştırması, ilerisi, gerisi eksik olmuyor. 


Aslında her şeyden önce herkes iki dil bilir, her dilde farklı karakterlere bürünürler. “Bir lisan bir insandır” sözünü yanlış anlamışlar ki riyakarlık da çoktur.

Bizim köyde önceden hiç duvar yoktu. Şimdi ise duvardan gün ışığı görünmüyor. Hatta kimsenin ışığı bile görünmüyor. Işığı sönmüş bir çift gözden ne kadar medet umarsınız ki? İşte bu köy ahalisi o kadar medet umuyor birbirlerinden. Kendi yağlarında değil, birbirlerinin kızgın yağlarında kavruluyorlar. Çok severler, gelip giderler bazen hiç sevmez, gitmezler. Tutarsızlık da çoktur.


Bizim köyün bir de ‘eğitimli cahil’ gençleri var. Kafalarında ne kadar köyün zihniyetinden kurtulmak, bu uğurda bir şeyler yapmak olsa da gittikçe o düşünceye gömülürler. Hele ki sanat, edebiyat, insan hakları, hak, hukuk için bir şeyler yapmayı çok severler. Keşke sevmekle kalsalar, tekdüze kafalar hatta dış görünüşler. Biri bir şey yaptı mı diğeri arkasından gider. Gitsin gitmesine de kendinden bir şeyler katıp gitsin. Bu oluşumun içinde var olmaya çalışan ben, arkan ve akrabalarıma bir öneride bulunmak isterim: Ezberden yaşamayalım.


Bizim köyde bir cami var ama minaresi yok. O camiden bazen ezan sesleri duyulur. Cami hocası bile farklıdır ki hafta sonları kendisine tatil ilan eder. Ne ezan duyulur ne abdest suyunun sesi, hoş kimse de gitmez zaten.


Bizim köyde bir de taziye evi var (2 sene önce yapıldı). “Bu zamana kadar ölüler misafirlerini nerede ağırlıyorlardı?” diyeceksiniz ki çokça ağaç var demiştim ya, e onlar o güne duruyor. Evet bizim köyde ölüler misafirlerini ağırlar. Taziye günleri ölü yakınları gıybetle, hasetle, çay dağıtan genç kızların kimin nesi olduğunu birilerine anlatmakla meşguldür, arada duyulan ana ağıtları eşliğinde. Bu yüzden ev sahibi ölülerdir.


Bizim köyde en son dokuz sene önce eğitim verilmiş bir okul ve 1’den 5’e kadar aynı sınıfın içinde okuyan çocuklar vardı. Şu an köye bostan ekmek için gelen çok çocuklu bir aile var. Bizim köyde öğretmen, kalem, kitap, tebeşir, teneffüs zili yok. Bu büyük yoklukta babalar toprağıyla, anneler laflarıyla, kız çocukları çeyiziyle, erkek çocukları olmayan parasıyla birbirlerine ağabeylik taslıyor. 


Neyse ki bizim köyde şu aralar 8-10 hane kaldı.