Bak n’apacaksın biliyor musun?

Düşünmeden, herhangi bir işin olmasa dahi kendini dışarı atacaksın aniden

Çok kalın giyinmeyeceksin öyle

Üşümeye, hafiften titremeye yer bırakacaksın, ''Şifayı kaparım, hasta olurum'' diye de korkmayacaksın

Sokakta bir yerlerde gelip geçenleri izleyebileceğin bir köşe kapacaksın kendine

-Mümkünse- kahveni alacaksın eline

Böyle sıcak sıcak tütecek dumanı üstünde

Onu göğüs kafesinden içeri sokarcasına kendine yaklaştırıp ellerinle iyice kavrayarak ısınmaya çalışacaksın

O yoğun kahve kokusunu derince içine çekeceksin soğuktan kızarmış, uyuşmuş burnunla

Eğer benim gibi sağlıklı seçimler yapma konusunda takıntılı bir şahsiyet değilsen bir sigara da yakabilirsin şöyle güzelce, oh!

Bir elinde dumanı üstünde, sıcacık kahven

Diğer elinde sigaran

Hava soğuk, hava keskin, hava karanlık

Önümüz kış

Ve sen bu hayatta nereye gittiğini, ne yapacağını ve halihazırda ne yapmakta olduğunu bilmeden

Adeta kaybolmuş ve de uyuşmuşsun

Buna rağmen ve bununla birlikte

Hayattaki minör unsurlardan kendine haz payı çıkarmaya çalışıyorsun

Gelecek muğlak, sisli puslu, buğulu, tamamen öngörülemez

Şu an desen kıldan ince bir ipte yürümeye uğraşan cambaz gibisin

Aman ha, sakın düşüneyim deme bunları yine de!

Düşünürsen kaybolursun...

Düşünürsen dengeni yitirirsin o kıldan ince ipin üzerinde

Düşünürsen düşersin...

Sadece var ol, sadece hisset yaşamı, sadece duyumsa o minimal zevklerin dokusunu, tadını

Sadece kapüşonunu çekip tek başına yürü Ankara ayazında Tunalı’dan Kızılay’a umarsızca

Yürü, yürü, yürü ve yürü

Soğuk havanın buz gibi keskinliğini hisset teninde

Ellerini sok ceplerine ve

Sakın düşünme

Unutma; düşünürsen düşersin!

Sadece dışarıda bir köşe kap kendine

Al kahveni bir eline

Al sigaranı diğer eline

Ve sadece gelip geçenleri izle

Soğuktan titreye titreye gideceği yere bir an önce varmaya çalışan telaşlı insanları

Üzerlerine ne bulmuşlarsa kat kat giyinmiş olanları

Eksi derecelere düşmüş o hava koşullarında yoksulluktan çıplak ayakla etrafta dolanmakta olan çocukları ve özellikle onların ürkek, belki de bu dünyanın düzen adını alan düzensizliğine anlamlandıramayan gözlerle bakan derin bakışlarını

Birbirlerine sokularak ısınmaya çalışan, konuşup gülüşerek yürüyen çiftleri

Belki de akşam eve nasıl ekmek götüreceğini, kendisini atlayıp ailesinin karnını nasıl doyuracağını kara kara düşünmekten dalıp giden insanları

Gör

Ama bunları düşünme

Aksi takdirde bu dünyanın adalet ve eşitlik anlayışını sorgulama girdabına kendini kaptırıp hüzün bataklığına batıverirsin

Bizzat sana ait olmayan, kolektif acıları da duyumsarken buluverirsin kendini

Ve kendi şahsî acılarının üzerine eklemleniverir onlar da, yığılır üst üste

Kümülatif biçimde çöküverir kalbine, yüreğine

Baskı yapar, basınç uygular

Görünmez bir elin avuçları arasında tutuluyormuşçasına kalbin, yüreğin

Sıkılır, sıkışıverir

Nefesin daralır, nefesin kesilir

Ve içten içe gayet iyi bilirsin ki bu sefer sigaradan değildir

Tüm bunlardan ve halihazırda sözcüklerle ifade bulamayan daha nicesinden sebep

Sen iyisi mi sadece

İzle ve gözlemle sessizce

Duyularını aç ve duyumsa derinlemesine

Hissetmeye izin ver tüm mevcudiyetinle ama

Düşünme sakın

Kendi yolculuğunu

Nereden gelip nereye gitmekte olduğunu

Yön ve rota yoksunluğunu

Vizyon ve hedef yoksulluğunu

Kaotik varoluşunu

Beyin sisini, algı uyuşmuşluğunu

Beşerlerin saptadığı kurallar, yıllar boyunca toplumlara entegre ettiği mutlak kabuller uyarınca içinde bulunduğun ipsizlik sapsızlık hâlini

Bu dünyada kendine hâlâ en uygun yeri bulamadığın gerçeğini

Düşünme!

Kıldan ince bir ipin üzerinde yürüyormuş gibi hissettiren hayatının şu döneminde

-Belki yalnızca bir dönemdir bu; geçici olan, bir gün geçip gidecek olan

Ya da belki de hayatının kalan kısmının tamamını yansıtan bir fragmandır ne yazık ki...-

Düşünme!

Zira

Düşünürsen düşersin…