duvarların bir rengi yok, hatta duvar çoğul olabilir mi ondan bile emin değilim. düşünüyordum da, bu komik geldi. sahiden düşünüyor muydum? ne ilginç, normalde hiç böyle bir hata yapmam sanki. mevcut durum bu hale gelince istemeden garip bir mizaha gömülüyorum. mizah adı altında garip tutumlar fırlıyor dört bir yandan. hiçbir şey komik değil, karın ağrıtıcı. 

şu sıralar vücudum ve hatta ruhum, uykudan keyif alıyor. verimli uykuyu tadıyorum ve bu garip hissettiriyor. sabah uyandığımda, çoğu yaranın güçlü bir şekilde kapandığını fark ediyorum. öyle ki, başıma hiçbir şey gelmemiş.

rüyalarım bile beni rahatsız etmiyor, aksine sanki beni mutlu etmek istermiş gibi hoş şeyler kurguluyor. kendimin bu kadar destekleyici olduğunu ilk defa fark ediyorum, en zor zamanlarda gerçekten sakin ve destekleyici davranıyor. sarılamayan yara yoktur, bunu fark ediyorum. (sarılmak ürpertiyor birden.) bu mutluluk verse bile, bazı şeyleri deşmeden edemiyorum. sanki iyileşmek ayıp gibi görünüyor, unutmak ayıp gibi. her şeye rağmen hayata devam etmek ve mutlu olmak, diğer insanlara haksızlık gibi geliyor. 

üzüldüğünü düşünüp daha da üzülmek istiyorum, sırf bu yüzden üzgünüm, yoksa halimden memnunum. biraz acı, ardından uyku. neşeli görünen bir sabah, akşama doğru yeniden mahvettiğim yaralar ve sonra yine uyku... bu döngü nereye kadar devam edebilir ki? bir gün gücüm kendime bile yetmeyecek ve uyandığımda daha büyük bir bağışıklık kazanmış olarak kendimi deniz kenarında bulacağım. (seni duyamayacağım?) artık başka kıyılardan özgürce su içmemem gerektiğini bilerek yürüyeceğim. köprülerin tellerini sökmemem gerektiğini bilerek ve tam o anda bazı hayalleri kurmadan yürümem gerektiğini bilerek devam edeceğim.


kapı önlerinde korkmadan durmaya devam ediyorum bu arada, kimse yanaşmıyor. gergin bir gülümseyiş oluşuyor, o an yansımama bakarken bazı şarkıların gücünü daha iyi anlıyorum. bazı, sonra, kendimdeki tuhaf, küçük parçaları daha iyi hissebildiğimi fark ettim. aramızda müthiş bir uyum var, önceden kendimi bilmez ve o küçük şeylere saygısızca davranırdım. şimdi, nasıl da görüverdim onları, ilginç geliyor. acaba sen görebilmiş miydin, öyle sanıyorum. 

istesem de bazı şeyler ellerimi ağrıtıyor, bir titreyiş değil de, kaderim kendi kendini yakıyormuş gibi. avuçlarım yanıyor, duvarlar o zaman biraz iş görüyor. buna sıkı sıkı bağlı değilim ancak sürekli kendini hissettiriyor. bir yaranın sızlaması gibi, onu anlıyorum ancak en ufak şeyde sızlamasına gerek yok bence. gözlerin gibi. daha fazlası yok. burada duvarlar işe yaramıyor.


bilmek çok utandırıyor birden, insanlığımı hissediyorum yorgunca. o son basamak var ya, geri dönüş yok ama ilerleyemezsin de; bakıyorum. uyanacağım ve hiçbir şey yaşanmamış sayılacak. yine de hatırlayacağım, hatta o unutuverdiğim küçücük şeyler bile fırlayacak bir yerlerden. yakalayamayacağım, zehirleyemeyeceğim. benimle eğlenmelerine izin vereceğim, bu sabah olduğu gibi. karıncalanacak bedenim, biraz nefret dolu bir bilmek olacak. büyümekten ve bilmekten utanacağım. büyümeye kalkıştığım için çok yorgun ve pişman hissedeceğim. sonrası yok, ara sıra oluyor. olmaya devam edecek. sadece onlara gülümseyebilmeyi istiyorum, gücüm var ama kullanabileceğim şeyler kısıtlı. keşke hepsini sana verebilseydim. pişman olmak iyi olmalı.


sonra aklıma geliyor, o ara sokaktan yürüyorum. arabaların arasından geçiyorum. öyle büyük bir ağırlığa dönüşüyorum ki, bir kaya olarak yuvarlana yuvarlana yokuşu tırmanıyorum. sonra geri geliyorsun, geri gelmen beni mutlu etmiyor, karşında daha da ağırlaşıyor ve suskunlaşıyorum. ne yapsan hafifleyemeyecek kadar yaşlanıyorum o gün. sonradan gelmeler ve gitmeler, vakitsiz her şey boğazıma diziliyor sadece. onları yakalayıp saklamaya çalışıyorsun, bu beni gülümsetiyor. bu gülümseyiş, hoşuma gidiyor. saklanışların bile bir duygu uyandırıyor. fark etmemek isterdim, normal bir insan olarak, olmadı.


şimdi biraz korkusuzca, hava karardığında pes edeceğim bir şeylerden. en azından kendime itiraf edeceğim. hiçbir şeye geri dönemem, devam edemem. okulda öğrendiğim şeye dönüşmek çok acınası değil mi? ölü bir dile dönüşüyorum ve beni konuşamayacaksın. beni anlamayacaksın. beni öğrenmek istemeyeceksin. sana hiçbir şey kazandıramayacağım. gömülüyorum bilmediğim topraklara ve sen buna hak veriyorsun. mantığına uyuyor, mantık. şimdiye dek kullanmadığın mantığın diriliyor birden, güzel bir şaka.

iyi bir şaka oldun. yine sadece bir karın ağrısı.


on üç kez beklediğimi fark etti herkes. büyük hata. benim yaşayış şeklimi göremedin, zavallı köleliğimi göremedin. çoraplarımın deliklerini, boynumun büküklüğünü göremedin. bu güzel geliyordu kulağa, şimdi benim üzülemeyecek kadar dolu olduğumu fark edemeyeceksin. ben düştüğüm an, bir evin düşeceğini bilmeyeceksin. keşke tek başıma düşebilseydim, ne rahatlardım. kimseler fark etmiyor, sabahlar olmasa daha iyi olurdu. işler birikiyor, köleler siyah giyinemez. boyuyoruz kendimizi kirlerle, görünmeziz. en son büyük bir acının üzerinden geçmiştik, şimdi başkalarının acısının üzerindeyiz. boyuyoruz, kirlerle, temizliyoruz. bir şarkı bile mırıldanamayız, kirletemeyiz her şeyi yeniden.


bu yüzden köprülere çıkıyorum, başkalarının söktüğü tellerin arasına kıvrılıp şarkılar söylüyorum. soğuk parmaklıklar her geçen gün ellerimde kayboluyor. bunları yazarken bile o soğuk his elime geliyor. elim tutmaz oldu. ben pes etmeyeceğim ve korkmayacağım. içim huylanıyor, bazı sesler midemi bulandırıyor. yine de daha az korkuyorum.

iyi ki yaşadım, keşke yaşamasaydım. 

iyi ki yazdım, keşke yazmasaydım.

şimdi, inanmadığım totemleri yaşamaya gidiyorum.