Size bir şey söyleyeyim,

ızdırap hiç son bulmayacak ama iki üç güzel

anın gölgesi leke düşürecek bu gerçeğin üzerine.

Tıpkı bir inanç gibi. Önce körü körüne

inanacaksınız; genç, canlı, taze kalbinizle.

Sonra kuruyacak içinizde bir yaprak.

Önce sadece bir yaprak ve gürültünüzden duyamayacağınız

ince bir çınlama bırakacak suyunuzun üzerinde.


Gökyüzünün renklerinin değiştiğini gördüm ve eşyaların bedenini terk edip havada döküldüğünü. Önce bir yaprak ve ardından her şey, tüm dünya yağacak

yer çekiminin merkezine.

Kuruyan kalbinizde inancınız bir hurafe olacak.

Nesilden nesile, hücreden hücreye,

bakıştan bakışa geçecek bu böyle.


Sana baktığımda neden bir şey arar

gibi gözlerimi yüzünde dans ettirdiğimi

sordun.

Gökyüzünden yıldızların yağdığı sıradan

bir gündü ve ben “Hiiiç,” deyip

gülümsedim.

Ahmak ya da deli miydim? Dün gece tanrıya sordum.


Bir şey vardı ilk andan kalbimi kıran.

Damarlarımdaki kanın dikenli bir telden

geri süzülmesi gibi çatırdayıp durdu

tenimde bir şeyler.

Bir önceki sonumuzu ve şimdiki devamımızı

bilir gibi olmayı anlayamadım.


Dünyanın tüm başları ve tüm sonları.


Aslında rüyamda yerden yüksek bir

evde uyanıp çimen kokan sisli bir

sabahın içinde bir yere doğru değil,

birine doğru gittiğimi başta anlayamadım.


Size bir şey söyleyeyim,

dünyada tanışamamış olmanın ızdırabı hiç son bulmayacak.

Düştüğümde çatırdayan dizlerimin sesi ve

göğsümdeki ağırlığın altından kaygan bir esinti gibi

sızan sıcaklık.

Yüzümü yıkayan; son hava tenine dokunan.

Saçlarımın arasında otlar, ellerimde çimen lekesi, ağzım bir daha hiç konuşmayacak gibi.

Kabullenişin getirdiği bir bulantı. Renkleri ve sesleri kül gibi döken bir bulantı.

Sana baktığımda, aslında, arar gibi oldum hatırlamadığım güzel bir anıyı.


Gözlerin mi yoruldu? Geç biraz soluklan.

Bekle biraz. Eninde sonunda geliyor

zaman. Çocukken bir perdenin arkasında

yakaladığım zaman.

Sormuştum ona:

“Ne bu gözlerimi yoran ve içimi bunaltan?

Uykum geliyor ama uyumaya da içim

el vermiyor. Bu duvarın köşesinde, oyuncak

yemek sepetiyle neyi bekliyorum?”


Ses vermedi önce. Kahverengi perde olduğuna

inanmamı istedi. Pes etmeyince konuştu

bir anımı hatırlatan sesiyle:

“Büyümeyi. Ama sen bunu düşünme. Yoksa ızdıraplı olur. Her şey büyüyor ve sen küçülüyorsun. Gözlerin mi yoruldu, seni bulabilecekleri bir şekilde uzanıp biraz soluklan…”


Bastıran uyku.

Saman esintisi. Parlak mavinin bittiği yerde

açık gri. Kuşlar var. Kanar sesi ve tüylerin

hışırtısı. Ensen ağrımış, alnın önüne düşüyor.

Gözlerin mi yoruldu?

Başka zamanlarda devam ederim, geç biraz

soluklan.