*Yazdığım ilk tiyatro oyunu. Yazalı birkaç yıl olmuştur. Sarah Kane ve eserlerinden çok etkilenmiştim.


 (Perde açılır. Işıklar yanar. Sahnede, bir akıl hastanesinin bodrumunda olan bir adam vardır.)

 —Büyük, çok büyük bir ateş var. Dumanı göğü deliyor. Kızıllığını gece vakti gören, güneş doğdu sanıyor. Önce küçük bir kıvılcım olarak başlamıştı, hiç kimsenin dikkatini çekmeyecek kadar küçük. Şimdi ise durdurulamayacak kadar büyüdü. Önüne çıkan her şeyi yutuyor. Yuttukça güçleniyor ve onu durdurmak zorlaşıyor. Bir kelebek düşünün, öyle güzel kanatları olmayanlardan. Bir yerde karşılaştığınızda güzel bir kelebek gördüğünüz için değil yalnızca bir kelebek gördüğünüz için sevineceğiniz bir kelebek. Kısacık ömrünü epilepsi nöbetleriyle geçirmek zorunda olan bir kelebek. Eşsiz gökyüzünü izleyerek uçarken, birdenbire bilincini yitiren, uyandığında kendini yerde, kanatlarını çırpamayacak kadar yorgun bulan bir kelebek. İşte bu kelebek, o büyük ateşin içinden geçmek zorunda. Ama ya o duman onu öldürürse. Ya tam ateşin ortasından geçerken epilepsi krizine girer, düşerse. O ateşi geçmeyi başarırsa ne olacağını bilmiyor. Tek bildiği, ateşi geçmek zorunda.

 

(Işıklar önce silikleşir, sonra söner.)

 —İhtiyarı neden öldürdüğümü bilmiyorum. (Soluna döner, orda biri varmış gibi.) Ne var? Tamam, haklısın, bir konuşmaya böyle başlanmaz. İnsan önce kendini tanıtmalı, adını söylemeli. Benim adım… (Duraklar.) Benim adım… Adım neydi ki benim? İhtiyar, neydi benim adım? (Duraklar.) Ne, benim adımı sen de mi bilmiyorsun? Tamam, ben senin adını bilmiyor olabilirim ama … (öfkelenir.) Neyse ne! (Bağırır.) Sen beni "Uşak" diye çağırırdın, ben de sana "Geliyorum Efendim!" derdim, içimden ise "İhtiyar" derdim, sana seni rezil ihtiyar. (Sahneye döner.) Dediğim gibi, ihtiyarı neden öldürdüğümü bilmiyorum. Size neden anlatacağımı da bilmiyorum. Aslında bunu anlatmamı o istedi. Karşılığında buradan def olup gidecek. Beni artık rahat bırakacak, onu nasıl öldürdüğümü size anlatmam karşılığında.

Anlatacaklarımdan önce çocukluğumu anlatmalıyım size. Onunla ilgili tek hatırladığım bahçeli, şirin bir ev. Bahçede bir kuyu var. Kuyunun içi derin. Özellikle de küçük bir çocuk için. Ben, korkak bir çocuk olduğumu söylemiş miydim size? O gece de korkarak yatağa girdim. Yorganı, canavarlara karşı bir savunma olsun diye kafama kadar çektim. Bir yandan da dua ediyordum. Odamın ışığı açıktı. Karanlıktan da korktuğumu söylemiş miydim size? Bir süre böyle korku içerisinde uzandım yatakta. Sonra bir sis fark ettim, daha doğrusu duman. Bu dumanın beni öldürmeye gelen bir canavar olduğunu anladım. Yatağın içinde olduğum için bana dokunamayabilirdi. Ama yatağın içinde olduğum için beni kolaylıkla da öldürebilirdi. Yataktan fırladım. Çığlık atarak odadan kaçtım. Tek aklımda kalan canavarın beni yiyeceğiydi. Salonda onun kırmızı gözlerini gördüm. Hızla kaçtım evden. Bahçeye doğru koşuyordum. Bir anlığına arkama döndüm, onun hala peşimden gelip gelmediğini anlamak için. Sonra ayağım takıldı. Ve kuyuya düştüm.

 Kuyuya düşüş anımı hatırlıyorum. Yüzüm yıldızlara, sırtım boşluğa dönük ve ben düşüyordum. Hangisi daha kötü, boşluğu hissetmek mi, düşmek mi?

Tek istediğim düşüşün bitmesiydi, sonunda çakılacak olsam da. Birkaç saniyelik düşüş anı bana yıllar gibi gelmişti.

Ve isteğim yerine geldi, çakıldım. Refleksle suda boğulmamak için ayağa kalktım. Şükür ki kuyudaki su dizlerimi biraz geçiyordu.

Düşüşün acısını düştükten sonra hissettim; başımda, sırtımda, gövdemde, dizlerimde... Ve sonra çevreye baktım. Bir taş yığını çevremde yuvarlak bir duvar oluşturmuş. Suyun içindeyim, yukarıda, çok yukarıda ise yıldızlar… Yalnızlığı o an hissettim, iliklerime kadar.

Acı ve yalnızlık aklıma annemi getirdi. Çığlık atarak onu çağırdım. (Ağlamaya başlar.) —Anne! (Birkaç kez tekrarlar anne der.)

Ama sesimi dışarıya ulaştıramadım. Çünkü dışarıda, evin olduğu tarafta büyük bir gürültü kopuyordu. Acaba, annemi, ailemi canavar mı öldürüyordu?

Sabaha karşı komşular beni buldu. Beni kuyudan çıkardılar. (Yaşlı kadın sesiyle)

—Oh, çok şükür. Yangında ölmemiş yavrucak.

Yangın, canavarın adı buymuş. Sonra başka bir canavarla tanıştım. Epilepsi… Beni bulan komşu kadınların kucağında, on yaşımda, ilk epilepsi krizimi geçirdim.

Bir anlığına komşuların yüzünün çarpıklaştığını, dünyanın kaydığını gördüm. Sonrası derin bir uyku. Ve hastanede uyandığımda çok yorgun hissediyordum kendimi. Oysa uykudan uyanan insan, dinlenmiş olmalıydı.

Beni hastaneye getiren komşular, nenemi anlattılar bana. Onda da varmış bu hastalıktan. Bir gün damda kriz geçirmiş, düşüp ölmüş. Diğer komşu kızdı bunu anlatana, çocuğa hiç böyle bir şey anlatılır mıymış.

 Onlar tartışırlarken yaşlı bir adam geldi odama.


(Işıklar söner. Tekrar yandığında bir masa ve sandalye görürüz. Bir psikiyatristin muayenesinin içidir. Oyuncu, tek başına hem kendisi hem de psikiyatristi canlandıracaktır.)


(Hayali bir kapıyı tıklatıp içeri girer.)

—Merhaba.

—Merhaba, hoş geldiniz. Buyurun, oturun.

(Hasta sandalyesine oturur.) —Ben… Ben intihar etmek istiyorum.

—Anlıyorum. Peki neden? Yani, somut bir sebebi var mı? Yoksa bir dürtü gibi mi?

—Yani, somut sebep… (Duraklar.) Dünya üzerinde iyiliğin güzelliğin olmadığına inanıyorum. Somut sebep… (Duraklar.) Hayatım başlı başına bir intihar sebebi zaten. (Küçümser.) Anlıyorum. Peki bu istek sizde nasıl oluşuyor, kriz gibi mi?

—Yani, evet. Bazen kötü bir olay yaşadıktan sonra bazense bir ortada hiçbir sebep yokken. Mesela gözüm bir avizeye takılınca yanan ışıkları görmek yerine orada asılı durmayı ve sallanacak bedenimi düşünüyorum.

—Anlıyorum. (Elindeki reçeteye ilaç yazar.) Bunları alıp kullanın.

—Ya aslında şey de oluyor. Son zamanlarda çok ağır işlerde çalışıyorum. Daha önceden bir psikologla konuştum, beni dinlemedi bile.

(Yarıda keser) —Bana bunları neden anlatıyorsun?

—Anlamadım.

—Bana bunları neden anlatıyorsun?

—Bunları anlatırsam bu düşüncenin sebebini bulamaz mıyım?

—İyi de hiç sebebi olmayabilir bu düşüncelerin, öyle hastalarım da var. Her şeyi yolunda gidiyor ama yine de mutsuz. Dediğim gibi, yazdığım ilaçları kullanın.

 

 (Sahne kararır. Sahne aydınlandığında yerde sadece kanlı beyaz örtüler vardır. Oyuncu anlatmaya başlar.) 

 —Nerede kalmıştım? (Sol tarafına döner.) İhtiyar, nerede kalmıştık? (Sessizlik olur.)

Ben hasta yatağımda uzanırken içeriye yaşlı bir adam geldi. Çevremdeki kadınlar saygıyla ayağa kalktılar. Adam, selam verdikten sonra gelip başucumdaki sandalyeye oturdu. "Oğlum," dedi bana. "Ben sizin komşularınızdan biriyim, evinizin biraz ilerisinde kalıyorum. Halim vaktim yerinde, bundan sonra ben bakmak istiyorum sana. Anlaştık mı?"

Konuşmama gerek yoktu. Çevremdeki insanlar çoktan beni evlatlık olarak vermişlerdi ona. İki gün daha kaldım hastanede. Taburcu edildikten sonra ihtiyarın evinde kalmaya başladım.


—Yalancının tekiydi ihtiyar. Evi, bizim evimizin yakınında değildi. Hatta onun evinin çevresinde hiçbir ev yoktu. Kasabanın en ıssız yerine dikmişti evini. Eve geldiğimiz gece… (Derin bir nefes alır.) O gece ve sonraki geceler de… Yani on iki yaşıma kadar… On iki yaşımda kaçtım çünkü…

—Bana… (Ağlamaya, bağırmaya başlar.) Yapma diye haykırdım her seferinde. Ne yaptığını anlayamıyordum bile. (Haykırır. Sessizlik olur. Epilepsi krizi geçirir. Uğultu duyulur. Sahne kararır.)


(Sahne aydınlandığında bir geminin içini görürüz. Oyuncu konuşmaya başlar.)

 —On iki yaşıma geldiğimde, ihtiyara bıçak salladım. (Sol tarafına döner.) Oldu mu rezil ihtiyar? Anlattım seni neden öldürdüğümü, bıçakla deştiğimi... Gidecek misin artık, rahat bırakacak mısın beni? (Sessizlik.) (Elini sallar.) Güle güle, defolup git. (Bir süre durur.) Artık ihtiyar da gittiğine göre, size onun duymasını istemediğim bir olayı anlatabilirim. (Fısıldar.) Ben, Allah’la konuştum. Evet evet, onunla konuştum. Cevap vermedi ama olsun, önemli olan benim konuşmuş olmam. Size o günü baştan anlatıyorum.

İhtiyarı öldürdükten sonra epilepsi krizi geçirmiş olmalıyım. Uyandığımda başım ağrıyordu. Salyam ağzımdan çeneme akmıştı. İhtiyar ise yanımda kan içerisinde yatıyordu. Kaçtım oradan koşarak. Yorulunca da durmadım bu kez yavaşça yürüdüm. Sonra denizi gördüm. Ve yanımdaki gemilerden birinde, bir miço aradıklarını…. Geminin içine girdim. Kimsesiz olduğumu, yatacak bir yer aradığımı, miçoluk yapabileceğimi söyledim. Geminin hareket saatine çok az bir süre kalmıştı. Kabul ettiler. Gemimiz kısa bir süre sonra hareket etmişti. Yük taşıyan bir gemiydi bu. (Bağırır.) Ve hareket ettiğimiz günün gecesinde fırtına koptu. Dediklerine göre yola çıkmadan önce defalarca bakmışlardı. Deniz sakin olacaktı bugün. Fırtınanın kopmasına bir neden bulamıyorlardı.

Ama ben biliyordum nedenini. Geminin içinde bir katil vardı, ben. Allah’la konuşmak için güverteye çıktım. Rabb’im diye haykırdım. Yüce Rabb’im. Biliyorum, sesimi duyuyorsun, sesimi. Ben yarattığın gariban bir kulum. Korkularımdan kaçarken kuyuya düştüm. Beni kuyudan çıkardılar. Bir ihtiyara verdiler. Bana neler yaptığını gördün. Onu, bana artık saldırmasın diye öldürdüm. Rabb’im, şu anda karada yüzlerce suçlu, yüzlerce günahkar cezalandırılmadan dolaşıyor. Ama tek bir günahkar, yani benim, yani bir katilin yüzünden denizlerde fırtınalar kopuyor. Rabb’im, kullarını gördüğünü biliyorum, o karalarda dolanan günahkarları da bir gün cezalandıracaksın biliyorum. Ben bir katilim. Ama benim yüzümden bu gemiyi batırma. Beni yanına al. Seninle konuşacaklarımı sana anlatacaklarım var. (Haykırır.) Rabb’im, beni yanına al.

Sonrasında ise gözüm karardı, böğürerek titremeye başladım. Çevremi su kaplıyordu.

Bir an gökyüzüne gidiyormuş gibi hissettim.

Oysa uyandığımda akıl hastanesindeydim. Fırtına dinmiş, beni denizden çıkarmışlar ve akıl hastası olduğumu söylemişler. Birkaç gün baygın yatmışım.


(Sahne kararır. Sahne aydınlandığında oyuncunun elinde bir silahla sahnenin oturduğunu görürüz. Çevresindeki kanlı beyaz örtüler bir daire oluşturmuştur, iç içe geçmiş daireler.)

—İhtiyardan kurtuldum, anlatacaklarımı anlattım, artık ölmek istiyorum. (Kafasını sağa çevirir.) Hayır, istemiyorsun. Ne olursa olsun yaşamalı insan. Dünyanın en kötü yaşamı bile düzeltilebilir. Hayatı mahvolmuşsa insanın, yaşadığı sürece daha iyi bir kavuşma ihtimali vardır, çalışarak, çabalayarak... Ama ölürse bunları başaramaz. (Kafasını sola çevirir.) Ölmek sadece uykudur. (Sağa çevirir.) Hayır, değildir. Ölümden sonra da bir hayat var. Ve intihar o hayatı mahveder, mahvolursun. (Sola çevirir.) Ölümden sonrası yok. Sadece uyku. (Sağa çevirir.) Diyelim ki ölümden sonra bir hayat yok. O zaman neden sana verilen hayatı yaşamıyorsun? Ne halde olursa olsun, var olmaya devam etmek, yok olmaktan daha iyi değil midir? (Sola çevirir.) Hayır, yanılıyorsun. Sen basit bir Pollyanna’sın. Gerçek bile değilsin yani, hikâye kahramanısın. Pollyanna gerçek hayatta yaşasa kafasına sıkardı. (Kafasını düz tutar, haykırır.) Kesin sesinizi, sizden de bıktım, acılardan da!


(Elini başına götürüp silahı şakağına dayar. Gözlerini yumar. Ama istese de intihar edemez. Havaya bir el ateş eder. Silahtan konfeti parçaları çıkar. Oyuncu, kanlı beyaz çarşafların arasında epilepsi krizi geçirir. Dışarıdan kapıya vurma ve depoda kim var sesleri duyulur.)



Son