Gönderdiğin davetiyeden kalma olduğu belli olan insanların mutlu günlerini içine iliştirip duyurduğu bizimse hüzünlü serzenişlerimizi taşıyan bu zarfı geri gönderiyorum sana.  

Lavinya’ya:

Benim senin gibi naif cümlelerim yok cebimde, hançer gibi kesebilir yüreğini cümlelerim. Mektubun girişine “Dikkat! Keskin cümleler içerir.” yazmalı. 

Normalde mektuplar “sevgili” lafzı ile başlar ama artık mektuplara “sevgili” yazılamayacak bir çağdayız. Sevgi, sevgili kelimeleri herkesin ağzına sakız olmuş bir durumda. Oysa sevdanın, sevgilinin bir anlamı olmalı. Sevmek kolay değil Lavinya. Hele de bir insanı seviyorsan hiç kolay değil. Sevmek için yetkili mercilerden izin alınmalı, doktor kontrolünden geçilmeli... Herkes sevemez mesela. Okullarda integralin, türevin yanında nasıl sevilir dersi verilmeli. Bana nasıl sevileceğini kimse öğretmedi. Kendim de olduğu kadarıyla öğrenmeye çalıştım ama olduğu kadarıyla olmuyormuş. Sonra çok kötü oldum, hastanelere düştüm. Doktorlar üstümde detaylı bir inceleme yaptı ama bir türlü derdime derman bulamadılar. Beni derdimle birlikte hayatın içine atıverdiler. Bu gizli sırrı kimseye söylemem ama sen yabancı sayılmazsın, sanki başka bir dünyadan tanışıyoruz seninle. Aslında çok kötüyüm, halimi bilmeden üstüme saçma sapan tesellilerini yağdıracak insan sürüsünden kaçtığım için hep iyiyim diyorum insanlara. Bazen çok kızıyorum onlara, sayıp sövüyorum bazen yumruk yumruğa kavga ederken buluyorum kendimi, sonra kabus bitiyor uyanıyorum ve kitap okurken uyuyakaldığımı fark ediyorum. Kitapları ve yazdığım yazıları dostum biliyorum sadece. Ben insanlarla öylesine ilişkiler kuruyorken buluyorum kendimi. Körpe çağlarımda çok güvenir bağlanırdım insanlara, hatta aşık bile olmuştum birisine. Şaka gibi geliyordur bu cümlelerim sana. Hislerini gönlünün en dibine gizleyen adamın biri geçmişte aşık olduğunu söylüyor... Ama şaka değil, bir zamanlar ben de sevgiyi hissediyordum iliklerime kadar. Aklımda bir güzelin hayali ile yatıp kalkar, dünyada böyle bir varlığın nasıl da benim karşıma çıktığını sorup dururdum kendime. Ama aşk bir yanılsamaymış Lavinya. Sen yanılma, olur mu? Belki seninle tanışık olduğumuz başka bir diyardadır gerçek aşk. Sen aşk nedir bilir misin? Yoksa aşkın ne olduğunu bilmeden hakkında kocaman kocaman laflar edenlerden misin sen de? 

Mektubunda “Zihnimin yamacında gezerlerken görmüşler seni.” yazmışsın. Kim görmüş beni? Başka birini bana benzetmiş olabilirler belki. Zihnimin içinde tadilat çalışması yapıyordum o zamanlar. Zihnine misafirliğe çağırıyorsun beni aynı zamanda misafir kabul etmiyorum diyorsun, bu ne çelişki? Günün birinde eğer misafir kabul edersen zihninin terasında iki kelam etmeye gelirim. Eğer bir yıldız kayarsa o zaman sen dilek tutarsın, sen çok umutlusun tanıdığım kadarıyla. Ama ben yıldızlara dilekler emanet edemeyecek kadar umutsuz, uyumadan önce hayaller kuracak kadar umutluyum. Sen de zihninin içini en kısa zamanda düzenle. Zihnini de annen mi toplasın? 

Mutlu günleri göremeyecek kadar körüm ben hayata. “Bekle olur mu?” diyorsun. Benim bekleyecek zamanım yok. Hatırlıyorum da bir gün durakta otobüs beklerken yine beklemekle ilgili bir şeyler diyordun. Ama bu çağ beklenilenin gelmediği, beklenenin zarfın içine koyduğun kurumuş güller gibi duygularını kuruttuğu bir çağ. Sende duygularını kuruttun mu? 

Ayrılık vaktimiz çoktan geldi. Sevdaya dair umudunu yitirmemiş bekleyenler durağındaki kız... Beklediğin otobüs belki çoktan gitti, beyhude bir bekleyiştesin şimdi. 

Mektubumu senin de çok sevdiğin Tutunamayanlar’dan bir alıntı ile bitiriyorum. "Şu anda sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim." dedi. Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."

Vesselam.