Mektubumu öyle güzel bir zarfa koyamadım kusura bakma. Evi talan ettim bu zarfı bulmak için de. Muhtemelen bir davetiyeden geriye kalan bir zarf bu da. Zarfı açtığında seni, üstünde tükenmez satırların bulunduğu çizgili bir kağıt -şu yaşıma geldim hala çizgisiz kağıda düz yazamıyorum ondan dolayı çizgili kağıt.- ve kuruttuğum güller karşılayacak, okuduğun kitapların arasına koyman için.

Sevgili Ervinya,

Önce bir halini hatırını sorayım. Nasılsın? İyi değilsen söyle, iyiyimler yamalama diline. Bir uçurtmanın tellere takılması gibi takıldı adın bugün aklıma. Balkonda -hayat hengâmesinden en iyi kaçılan yerde- düştü adın aklıma. Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bulup sokaklarda bağırması gibi ben de fısıldadım:“Ervinya, Ervinya.” Bu aralar zihnimin yamacında gezerlerken görmüşler seni. İçeri buyur edip bir acı kahvemi içmeni ve kırk yıl hatırımın olmasını isterdim ama zihnimin içi biraz dağınık kusura bakma. Başka zamana sözüm olsun. Misafir kabul etmiyorum, kendime kendimi misafir hissederken. Zihnimin terasından yıldızları izlemeye beklerim ama seni. Şehrin ışıkları yıldızları görmeye engel de olmuyor. Alabildiğine yıldız dolu bir gökyüzü. Belki bir yıldız kayar ve dilek tutarız. Ben her zamanki gibi yarınımı bilmeden yanımdaki insanlarla mutlu günler görmeyi dilerim. Mutlu günler görecek kadar görüyor mu gözlerin? Ben uzağı pek göremiyorum mutlu günler yaklaşınca anlarım geldiklerini. Bekleyelim elbet gelir mutlu günler. Bir otobüs durağında oturmuş bekliyorum o günleri. Sen de bekle olur mu? Benden daha iyi biliyorsun geleceğini o günlerin, sana bilmişlik etmek istemem. Artık ayrılık vakti geldi diyelim mi? Erken bir ayrılık biliyorum ama saat on ikiyi vurmadan, kalemim hançere dönmeden gitmem gerek bu diyarlardan. Mektubunu bekliyorum bekleyenler durağında.

Lavinya