Öfkeyle tutuşup yanan bakışlarında

Kızıl alevlerin sardığı bir çift kapıdır gözleri

Cehennemin eşiğinde sonsuz ateşe açılan…

Gözden çıkarıldığı yerde ve unutulmaya yüz tuttuğu zaman

Aydınlığı karanlık olur, karanlığı aydınlık…

Akmamak için direnen bir damla gözyaşında

Temizlenebilir mi kine batmış, taşıdığı o ışık?


Hem küskün hem yalnızlığa sürgün

İstediğini alamayan bir çocuk gibi,

Babasının elinin tersiyle ittiği…

Şefkate aç, kırpmadan, kıyamete diktiği gözleri

En çok onu sevsin diye beklerken

İblisinin sesidir fısıldayan kulağına:

“Tercih edilmedin ve terk edildin sen!”


Kibrin bilediği göğsünde başlayan isyanda

Yüreği yangın yeri, ruhu kül…

Yine de toprağa boyun eğmemeli ateş

Kanadı kırık, bahçeden düşen, solgun gül…

Mağrurdur ayrılıkta da!


Acının saplandığı yerde, gururun kesiği derin

Kan akıtmaz ama can yakar

Eğrilmiş kancasında doğru bulunabilir mi?

Ardı arkası kesilmeyen soru işaretlerinin…

Affetmeyen mi?

Affedilmeyen mi?

Hangisi sırtlanır daha ağır bir yük?

Sahi kimin ihaneti daha büyük?


Bir melek de düşebilirdi Tanrı’nın gözünden…

Akmaya hevesli, silinmemek için direnen

Arsız bir gözyaşı gibi…

Eğri kancada bir doğru arayışı daha:

Tanrılar da ağlar mı peki?




Görsel: Alexandre Cabanel’in Fallen Angel (Düşmüş Melek) adlı tablosu