Derler ki, Farabi’nin udunun üç akordu varmış. Bunlardan ilkini çaldığında duyan herkesi bir kahkaha tutarmış. İkincisinde ise tam tersi, dinleyen her kim olursa olsun ağlarmış. Üçüncü akort dünyadaki ilk insanı uyutan ilk ninni misali uyuturmuş herkesi. Bu böyle bilinir; hikayeden, efsaneden denilip anlatılır bazı masallarda ya da romanlarda.


O arada kahkaha için, gözyaşı için şiirler, romanlar yazılır ama uykuyu unutuverir insanlar. Belki tam düşünecekken uykuya dalarlar. Sonuç olarak uykunun edebiyatı yapılmaz ama belki tutanağı tutulur. Bir ihtiyaç olsa da bir suç sayılabilir aynı zamanda. Öyle çok seveni olmaz, orada burada anılmaz ama kullanılır. Mesela iyileşmesi beklenen bir hasta üzerinde, büyümesi beklenen bir çocuk üzerinde, unutması beklenen bir deli üzerinde, bir gece daha kalması istenen misafir üzerinde…


Ve aslında hepimiz sahiden uyuyoruz ama uyuyunca hiçbir şey olmuyor. Camdan bir kutu içinde güzel günler için iyi bir şekilde muhafaza edileceğimizin teminatı veriliyor.


“Umut için, güzel ve iyi günler için uymanız yeterli! Tıpkı Uyuyan Güzel ya da Pamuk Prenses gibi!”


Merhaba, ben dünden geldim ve bir mesajım var:

Hepimiz ve hepimiz dediğimde bile dışarıda kalan o diğer hepimiz, gelecek için yaşayan insanlar olarak yetiştiriliyoruz. Bir umut için bir insanı, bir günü, bir yağmuru, bir lambayı, bazen ters gidecek bir olasılığı, bir mucizeyi, bir zamanı bekliyoruz. Şimdinin kıymetini bilen ve gülen ağustos böceklerini soğukta ölüme terk ediyoruz. Sürekli ileriyi düşünen, gülmek nedir, sevmek nedir, iyilik nedir bilmeyen biz karıncalar; dünyanın bütün kışlarına hazırlanıyoruz.

Dünyanın bütün sınavlarına hazırlanıyoruz.

Dünyanın bütün sabahlarına, bütün yeşil ışıklarına ve felaketlerine hazırlanıyoruz.


Farabi’nin udunun üçüncü akordundayız. Çoktan tutanak tutulmuş, cezamız belli olmuş: Dünya tipi açık ceza evi. Gülen ya da ağlayanla geçinemiyor ve uyuyoruz. Aramızdan çoktan bir rüzgar, bir yağmur, bir bayram ve bir matem geçmiş. Artık birbirimizin lisanından anlamıyoruz. Çünkü mutluluk ve hüzün her insanda bir lisan yaratır ama biz Farabi’nin udunun üçüncü akordundayız ve uyuyoruz.


Bu zamana kadar gördüklerimiz bir rüyaydı. Rüya gören biz ise bir hikayeydik.

Gelecek için uykuya dalan bir çocuğun aklına tutunamadan kulağından boşluğa doğru kayıyoruz.