Çok zengin ve yaşlı bir adamın iki güvenilir yardımcısı varmış. Biri adamın hayır işleriyle ilgilenirken diğeri karanlık işlerinin peşinden koşarmış. Boyları birbirine yakın olan bu kişilerin ikisi de kelmiş. Siyah takım elbise giyer ve siyah fötr şapka takarlarmış. Pis işleri halleden adamın zayıf uzun bir yüzü varken diğerinin tombul yuvarlak bir yüzü varmış. Hayır işleriyle ilgilenen adamın adı Mo, diğerinin Bo'ymuş. Bo 12 yıldır çalışıyormuş zengin adamın yanında Mo ise 5 yıldır.


Bo'nun karanlık dünyada geçirdiği seneler, kamburunun artmasına, yüzündeki çizgilerin derinleşmesine ve kalbinin ağırlaşmasına sebep olmuş. Son günlerde Mo'nun aydınlık yüzünü, gülüşünü, herkesle sohbet etmesini, şakalarını kıskanır olmuş. Bir gün dayanamamış ve gitmiş yanına. Cebindeki sigaradan ikram ederken, bir tane de kendisi için yakmış. Ve;


—Güzel bir gün değil mi Mo?


Mo sigara kullanmazmış. İçten bir el hareketiyle teşekkür etmiş ve istemediğini belirtmiş.


—Öyle gerçekten, günün bu saatlerinde bulutları izlemeyi seviyorum.


—Ben bu saatlerde ne yaparım bilir misin Mo?


—Bilmem ne yaparsın?


—Birkaç parmak kırarım, borçlarını ödemeyenlere kızgın yağ damlatırım ya da bazı kafaları mengeneyle sıkıştırıyor olurum. Sana göre pek eğlenceli değil, değil mi Mo?


—Valla dostum ne yalan söyleyeyim benim için dehşet verici şeyler. Sen iyi dayanıyorsun.


—Aslında dayanamıyorum, sana bir sır vereyim mi? Uyuyamıyorum. Sabaha karşı, ellerimdeki kanı yıkarken, aynaya bakıyorum. Yüzüm artık bana ait değilmiş gibi geliyor. Bu yüz artık şeytana ait sanki. Anlıyor musun Mo? Oturuyorum küvette, zaten her tarafım ağrıyor. Bir kaç bir şey içiyorum kafam sussun diye, susmuyor. O hıyar heriflerin o şerefsizlerin yalvarmaları, ağlamaları... Kafamın içindeyken onlara işkence etmeye devam ediyorum. Bir tek bu beni rahatlatıyor Mo, o da bir nebze anlıyor musun?


—Bu kadar kötü hissettiğini bilmiyordum dostum. Neden daha önce anlatmadın? Belki de bir izne çıkman gerek. Patronla konuştun mu?


—Denedim. İzin işe yaramadı. Kadınlar işe yaramadı. Uyuşturucu işe yaramadı. Her gün biraz daha tükeniyorum. Sonunda yok olana dek sürecek bu böyle.


—Mutlaka bir çözümü vardır, bırakma kendini.

Sana yardım ederim. Bende kal bugün, maç izleriz, sohbet ederiz.


— Sağ ol, teşekkür ederim ama ben senden başka bir şey isteyeceğim. Bir gün istiyorum senden sadece bir gün. 24 saatini istiyorum. 24 saat boyunca sen olmak istiyorum. Senin gibi olmak. Böyle mutlu olman dostum ciğerimi yakıyor. Nasıl böyle iyisin? O lanet gülücüğün hep suratında. Kusura bakma seni biraz kıskanıyorum. Yer değiştirelim bir günlüğüne. Senden hiç bir şey yapmanı istemiyorum. Şu lanet coronadan dolayı maske takıyoruz zaten. Tüm gün maskeni çıkarma, adamlarımın başında dur yeter. İşkence yapmayacaksın, elini kana bulamayacaksın merak etme. Sadece dur yanlarında. O sırada ben senin şu hayırsever işlerini yapar derneklere lanet yardımları iletir ve biraz nefes alırım dostum ne dersin? Yapabiliriz bunu.


Yüzü buruşuk bir peçeteye dönen Mo;


—Şaka mı yapıyorsun? Bu nasıl olur? Fark eder herkes, kovuluruz. Patronun böyle şeylere ne kadar çok kızdığını biliyorsun. Olmaz kendimi riske atamam. Bir doktora gitsen, şimdi ilaçla çözüyorlar her şeyi.


—Denedim dostum, beni hep uyutuyor o ilaçlar. Haydi kabul et! Yoksa istemeden sana bir zarar vermekten korkuyorum Mo, seni severim bilirsin. Sonra üzülürüm sen de üzülürsün ikimiz de bunu istemeyiz değil mi?


İyice korkan Mo, önce çok sevdiği bulutlara sonra Bo'nun yüzüne bakmış. İşin ciddiyetini fark etmiş ve korkusundan kabul etmiş bu tuhaf teklifi. Bo heyecanla anlatmış;


—Her şeyi ayarladım, yarın teslimat günü. Yani benmişim gibi yaparken bir kaç yerden haraç alacaksın. Akşam da benim adamların öttürmesi gereken bir kaç serçe var, bodrumda bağlılar. Korkma, çok kolay, gece bu iş bitecek. Eski yerlerimize döneriz, tamam mı anladın mı?


—(boncuk boncuk terlemiştir.) Anladım, tamam.


—Senin programında ne var?


—Yarın çocukları koruma derneğinin düzenlediği bir yemek var. Bak yapabilir misin? Bir sıkıntı çıkarsa biterim. Hadi kendinden vazgeçmişsin bari beni yakma!


—Yok kardeşim bir sıkıntı falan çıkmaz merak etme. Ee anlatmaya devam et, nasıl bir yemek?


—Bağışçıların yemeği işte. Ben çok kötü oldum, çarpıntım tuttu.


—Sakin ol, bulutlara bak, nefes al, iyi misin?


—İyiyim, tamam. Bak bu yemek akşam, gündüz de çevrecilere destek veriyormuş gibi yapacaksın. Hani bizim fabrikalar bölgedeki suları kirletiyor ya orada eylemler var. Oraya gidip basın açıklaması yapacak sözcümüz. Ben de olayları organize ediyorum. Hiç de öyle sandığın gibi iyilik yapmıyoruz. Biz ayakkabıları parlatıyoruz senin anlayacağın. O ayaklar yine yoksulu eziyor garibanı tekmeliyor. Hayır işleri adı altında kendimizi temize çıkarıyoruz. Toplumda biz duyarlıyız, şöyle çevreci şirketiz, böyle yardımseveriz diye algı yaratıyoruz. Sen beni melek sandın ama benim işim senin olduğundan daha çok şeytan olmayı gerektiriyor. Ben önce kendime sonra herkese yalanlar söylemeyi alışkanlık haline getirmişim. Bunca parayı helal kazançmış gibi göstermek kolay mı sandın? Ne oldu, anladın mı şimdi Bo efendi, kim melek kim şeytan?


—Yok, ben yer değiştirmekten vazgeçtim


—Ya iyi edersin. Gerçek kötüler, her zaman şık takım elbiseler giyerler ve asla ellerini kirletmezler. Bizim gibi adamlar da sadece işini yapar. O yüzden takılma bunlara, herkes kadar günahkâr, herkes kadar acımasızsın. Bu işe girmişsin bir kere artık çıkamazsın.


—Yok yok çıkarım, kaçmasını beceririm de sonra nasıl bir hayat yaşarım, onu bilmiyorum.


—Bir sigara versene, mahvettin günümü ya!


—Sigara kullanmazdın sen


—Yak yak. Akşama gel, maç izleriz, sohbet ederiz.


—Yok, bu sohbet bana yetti.


—Bulutlar dağıldı ama.


—Dağıldı dağıldı, kafam şişti.