Göçebe bir kuşmuş, doğduğu yerden ilk uçuşu.

Bu yere konmuş bir nefeslik, güven duymuş.

İçi gibi sanırmış dünyayı kuş bakışı.

Kibir yokmuş içinde. Tepeden bakarmış doğası gereği.

Toymuş daha, küçücükmüş. Ömürlük sanırmış ilk tüylerini.

Ne avcı görmüş daha, ne kış ne sonbahar.

Yağlı boya resmi gibiymiş, parlakmış, güzel.

Tablo gibi sunarmış kendini, gurur doluymuş, özel.

Bir tüy almışlar bugün sırtından, en güzel yerinden.

Güzelin kaderi bu, herkes yağmalamak ister.

Güzeli anımsatsın diye, herkes bir parça ister.

Öyle parçalanmıştır ki, anısı kalmıştır yalnız. Bir sızı gibi, en 

derinden.

İlk acısıymış henüz, ilk farkındalık.

Dünya güzel değil diyecek, yanılacak şimdi.

Her hikâyenin başladığı yerde o da.

Yeniden doğuşlar ve ölüm.

Kanadını kırmışlar. Ölüm dememiş ama.

Göçebe kuş hani.

Kırsan da kanadını, koparsan da.

Öldüremezsin gitme dürtüsünü. Yeniden doğum.

Sarmış yaralarını, doğmayı beklemiş.

Kanatları kırılmış, ayaklarını tanımış.

Dün yalnızca kanatlı bir resimmiş.

Sıradan bir kuş olduğunu görmüş bugün. Kabulleniş.

Zihninde bütün bir resim varmış şimdi. Eşsiz ve tamam.

O sadece resimdeki göçebe kuş. Birkaç tüy, iki kanat.

İyileşmiş, büyümüş, uçamaya hazırmış, her şey tamam.

Bu sınavı aştı ya, bu yer ona tuzak değil durakmış artık.

Dur uçma, küçüksün daha demişlerdi. Gidecek yerin yok.

Verecek bir şeyin yok dünyaya.

O ise bilirmiş, zamanla ölçülmezmiş yaşam.

Baktığı yerden görür herkes dünyayı.

Senin yok evet, kendiyle konuşur herkes.

Her diyalog aynayla konuşma aslında.

Senin de çok var demiş verebileceğin.

Gözlerini kapatmayı bırak, ellerini kaldır.

Göçebe bir kuşmuş. İlk ders, ilk uçuş, küçücükmüş.

Göçebeymiş. Bir kuş, küçücükmüş, birkaç tüy, iki kanat.