Nostaljik sesiyle inliyor kadın.

Ben de geçmişi yaşarken,

Gelecekten düşüyorum.

Ter kokuyor ışıltısı, vücudu yapış yapış.

Ağzı kedi kokuyor,

Hep ağzından kaçıyorum.


Kapılar kapıyorum üstüne kadının,

Bir ömür açılmayacak zindan kapılarını.

Kırık bir ayna karşısında,

Kirli bir pisuvara dökülürken

Kokusunu hatırlıyorum.

Islak bir kediyi aklıma sığdıramıyorum.

Bir yandan inliyor kadın,

Kendimi hiç duyamıyorum.


Oysa kendimi özlüyorum,

İçimde sesini duyamadığım o benliği.

Tüm anlamlarımı aldılar benden,

Neydim ben? Bir bilsem.

Amaçsızca sokaklara düşüyorum.

Evlerin camlarından kahkahalar düşüyor

Everest gibi ulu yalnızlığımı buluyorum.

Takılıyor aklımın kenarına bir soru işareti,

Niye bir kadın da beni sevip adam etmedi?

Nedenini bilmiyorum.


Hiçbir şişe benim için açılmamış,

Yarısında yetişmişim sofralara.

Hiç huzurlu bir uykuya yatmamışım.

Gözlerimi dinlendirmişim anca,

Çıkabilmek için puslu bir sabaha.

Hiçbir pencerede beklenmemişim.

Harcamışım sevda sözlerini boşa.

Yüzlerce kadından, bir kadın çıkarmışım.

Karanlığın içinde, ele gelmeyen bir kadın.

Bir gün görünce, bir gün görülmeyen...

Hiç haz vermeyen, kırgın bir kadın.


Yapışmış zihnimin duvarlarına bir kere,

Sinmiş en ücra köşelerime dek,

Beni benden etmiş ama,

Bana kendinden hiç vermemiş.

Başka birine hazırlamış beni

Ben onu başka birine vermişim.

Bu yüzden, dinmeyecek bir düşlüktür.

Gurursuz bir kadının, ağırdır hafif sözleri

Hep orgazm gibi bakan gözü, baktıkça üşürsün.

Ben, ben mi?

Ben öldüm.

Bu bir hengamedir, cehennem yurdudur yüreği.


Yitilmişim benlik çukuruna,

Kaybedene dek kazanmışım kendimde.

Elimde kalan bir gerçeklik payı olmamış.

Hep aralanmayan perdeler,

Hep sorulmamış sorular,

Ve hep bu son denilen sevişmeler.

Kadere yeni yön verme arzusu,

Geçmişi şekillendiren, anılar harabesi.

Alt dudağının ısısı, teninin tuzu...

Anladım ki seni asla kavrayamayacağım.

Hava soğuk, sahildeyim.

Tüm vücudumda bir ağrı,

Artık adını bilmediğim hiçbir kadınla ölmeyeceğim.