Din halkın afyondur.

-Karl Marx


Yazıya böyle bir alıntıyla başlamak ön yargıların oluşmasına ihtimal verir ve bu durum yazının sonuç cümlesinin okunmamasına da sebebiyet verecektir. Fakat, Marx'ın dediğini tekrar edelim evet "din halkların afyonudur." Bu ifadenin hakkı, ilahi bir emirmişcesine herkesin duyması için meydanlarda hakikatin habercisi olan çıplak uyarıcılarca haykırılmalıdır. Evet gelin biz de bir daha yineleyelim "din halkların afyonudur." İnsanı harekete geçiren istençtir, istencin oluşumu ise gayri iradidir ondan dolayı ne kadar iradeli olsak da bazen istencimizin önüne geçemeyiz. Bizi harekete geçiren istençten ziyade ihtiyacımızdır. Elbette hakikat elbisesini giymeye soyunmadık fakat hakikat hayranlığı "söylesem tesir etmez söylemesem gönül razı değil" deyişini bize ikrar ettirir.

Marx'ın ifadesi bu haliyle yanlış anlaşılmaya müsait bir durumda olduğu için onun tam ifadesini paylaşmamız gerekmektedir. "Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üziintünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor." Evet görüldüğü gibi ilk ifade dinin olumsuz bir izlenim vermesine sebebiyet veriyorken ifadeyi alıntılanan bağlamda okuduğumuzda dinin hem olumlu hem de olumsuz bir içeriğe sahip olduğunu görürüz. Marx'ın ifadesini kendisinin kullanmış olduğu diyalektik yöntemle yani tez, anti tez ve sentez yöntemiyle ele alacak olursak maksadının ne olduğunu ve haklı olup olmadığını görmüş olabiliriz. Marx, dini kalpsiz bir dünyanın ruhu olarak görerek dinin aslında olumlu bir yanını öne sürmektedir yani din bir direnç kaynağıdır. Bu yaşamın gerçekliğine ve çıplaklığına karşı bir giysidir, bir sahildir din. Fakat din aynı zamanda ezilenlerin içli ezgisi olduğundan ezilenlerin ezenlere sessiz kalmalarına sebebiyet verdiğinden olumsuz bir misyonu yüklemiş oluyor. Ve hal böyle olunca sentez olarak karşımıza dinin afyon olması çıkıyor. Din sahiden afyon mudur? Yani din uyuşturucu veya sarhoşluk etkisi yaratıyor mu? Din bil-fiil olarak afyon olmamakla birlikte bil-kuvve afyondur. Yani din fiili olarak afyon olmasa da potansiyel olarak afyondur. Bunun nedenine gelecek olursak. Din sahibiyle kopukluk yaşadığı için yani din, kurallarını gönderen kural koyucuyla kopukluk yaşandığı için afyonlaşabilmektedir. Afyonlaşmasının sebebi gücün eline geçmesidir. Güç, kendi tahakkümü altındakileri kullanabilmek için her şeyi afyon olarak görür. Afyon olma potansiyeline sahip olan sadece din değildir dinle birlikte şunları sayabiliriz. Duygular, entelektüeller, teknoloji, fenomenler, tarikatlar, hatipler, beden imgesi vb. Saydıklarımızda ortak nokta insanın kendisine yabancılaşması yatar. İnsanın kendisine yani hakikate yabancılaşması uyuşturulmasıdır. Zira Descartes'in metodik şüphesinde şüphe duymadığı tek husus kendisiydi. Güç sanal bir dünya halini oluşturmak için ayık bir hal istememektedir. Hayyam'ın ne tam ayık ne tam sarhoş hal dediği hal de güç için elverişli değildir. Halkların(kitlelerin) aklı yoktur. Kitle potansiyel olarak akla sahip olsa da aklı kullanamamaktadır. Ondan dolayı uyuşturulmaları zor değildir. Güce sahip olduğu statüyü veren sahip olduğu sözdür zira söz güçlü bir despottur. Güç kitleye yaldızlı sözler fısıldar. Neden söylemez de fısıldar çünkü fısıldamak şeytanın ve cinlerin işi yani görünmeyenlerin. Güç de casuslar gibi gizlice yürütür işini söylerse şayet kitle sese uyanabilir. Evet Marx'ın dini afyon olarak görmesinin temel nedeni dindar bireyin onu sömüren güç sahibi patronunun aldatıcı sözüne kanmasıdır. Çünkü patron şunu fısıldamaktadır. Bu dünya geçici sen azla yetin emeğine yabancılaş ürettiğin ürünü görmesen de ondan tatmasan da olur. Benim yaptığım zalimlikleri de görme, çünkü başındaki idareciye karşı çıkmak Tanrıya karşı çıkmaktır. Uyanamamış gariban halk bu fısıltıyı şeytandan değil melekten geldiğini sanıp kör bir itaatle bağlandığı için afyona tutulur. Ser-hoş olur ve ayık olmayan kafayla ayrık otu olacağına aynı hizada biçilmiş bir ota dönüşür.

Hasılı şunu söylemektir maksadımız; mevzu dinin afyon olması değildir. Mevzu gücün dini afyonlaştırmasıdır. Bu güç bazen bir tarikat lideri bazen kapital bazen bir ideoloji bazen bir şirket sahibi bazen bir parti lideri bazen insan hakları komisyon başkanı olabildiği gibi herkes güç olmaya adaydır. Ve afyon da sadece din değildir insanın kendisine yabancılaştığı her şey insanın hakikatle arasına mesafe koyduran her şey afyondur. Din mevzusu ise dindarın uyuşturulması din aracılığıyla gücün zehirlemesidir. İşte bundan dolayıdır ki dindar halklar zalim güce ses çıkaramayıp fısıltıyı Hakikat sayıp çığırtkanlık yapıyorlar. Güç bu dünyayı cehennemleştirirken dindar halka cennetin vaat edildiğini fısıldar. Bu fısıltıyı işiten dindar halk cennet istenciyle kör olan idrakini daha da körleştirip cehennemin suç ortağı olmuş oluyor.

Tüm anlattıklarımız eskilerin masallarındandır.