Maksat seninle salep içmek...

Gerçi ben içsem, sen atmosferin içkisini dudaklarının çukurlarında tutsan.

Ben içsem de sussam, tarçınları dişlerime yapışsa, ben sussam salep içsem senin köşelerinde,

Senceler olsa bence, bencilliklerinden kurtulsam... En sevdiğin kitaptan bölümler yakalarken sen okusan, ben aklımdan şiirler yakıştırsam durumlara ama gıkım çıkmasa,

Sessizliğimden dizeler okusan sen,

Salebin sonunu bölüşsek altın kupadan, kiraz kırmızısı öpüş izlerini takip etsek,

Sen bir ömür boyu iz bıraksan, ben yudum arasam sessizce...

Sonra geçmişimizde hiçbir şey olmamış gibi çocukça dolaşsak sokaklarda,

Daha önce hiç yürümemişiz gibi koşmaya başlasak.

Hiç durmayacakmışız gibi, sonsuza dek tarçın tadı boğazımda kalacakmış gibi...

Kelimeler çok çiçeksiz, ben çok salepsiz kalıyorum sen varken, güzümü yaşarken

Kelimelerim beklesin sinsice senin gidişini, şimdilik gözlerin varken çiçeklere küseyim.

Gözlerine güzden daha fazla yaklaşamayayım, ancak sana dayanılmaz bir şekilde yakın olayım.

Kül olup yitme korkusu beni bitirsin yanında, doldursun boğazımı küller ki tarçın hala yitmedi.

Güzümü iyileştirdi bakma sen gözlerin...

Maksat...

Yani aslında maksat falan yok sen varsın sadece, sıcak atan kalbimin yanında bir senin varlığın var.

Her güzümde, saçlarımda, baharın sonlarında, soluklarıma yetişen bir sen...

Varlığın var ya, yazıda ne süs ne de maksatlar var,

Benceler değil senceleri merak etmeler var.

"Anlatabildim mi?" demek var düğümlenmiş yutkunmalarla ve peşine yetişen tatlı bir baş sallantısı...