Her daim kendimi ''Sert duruş ve tavırların ardındaki merhametli kalp.'' olarak tanımlarım. Hayatım boyunca hiçbir zaman duygusal birisi değildim. Duyguları abartarak yaşayan, her şeyde bir anlam arayan, gereğinden fazla duygusal ve alıngan bireylerden de hiçbir zaman hazzetmedim. Fakat bu benim duygulardan kopuk bir birey olduğum manasına gelmiyor. Bunları içimi ferahlatmak için kelimelere döküyorum, siz bunu okuduğunuzda ben lise dostumu toprağa vermiş olacağım. ''Ajitasyon yapmanın'' ya da ''Kendini acındırmanın'' hiçbir vakit olmadığı gibi yine bir manası yok, benim hissettiğim onu gerçekten sevenler için bir hiç dahi olabilir. 


Aramızın her daim iyi olduğu da söylenemez fakat karşılıklı olarak yine de birbirimizi severdik. Özellikle dokuzunca sınıfta bana birçok konuda faydası olmuştu. Güvenebildiğim ve kimi zaman sırtımı yaslayabildiğim, gerek akademik gerek sporda başarılı, karizmatik bir çocuktu. Çalışkanlığının ödülü olarak da istediği bölüm olan veterinerliği de kazanmıştı. Fakat bu sabah alınan trajik bir haber sonucu, gencecik yaşında kanserden hayata gözlerini yumduğunu öğrendim, habere hala inanamıyorum sadece alışmaya başladım. Kendimi rahatlatmak için pek sevdalısı olduğum masmavi gökyüzüne baktığımda ise aklıma direkt olarak bir soru geldi: ''Bir hayat nasıl yaşanılır? Hiçbirimize eşit muamele edilmiyor, hiçbirimize eşit süre verilmiyor. Tüm bu süre zarfında, bir ömür nasıl geçer? O lanet toprağa günün birinde -muhtemelen kasım ayının onlu günlerinde- ben de gireceğim, işin kötüsü -belki de iyi yanı- bunun ne zaman yaşanacağına dair bir fikrim de yok. Bu zamana kadar, ne yapmalıyım?'' Verdiğim cevap ise çok basitti, hayallerin peşini bırakmak yok.


Ölüm, bu hayatın en acı gerçeği. Din felsefesinde ise zaten insanların bu acıyı bastırmak için dinleri, cenneti ve cehennemi ortaya çıkardığı söylenir. Bu ölümün ise bir manası olmalı, yaşadığı için ölmeli bir insan. Ancak yaşanmış bir ömürün getirdiği ölüm manalı olabilir. Yaşanmış bir ömür de ancak bireyin hedefleri, başarmak istediklerini gerçekleştirmekle olabilir. Hedefi ise hemen aklınızda büyük bir şey olarak canlandırmayın, ben hiçbirinize milyarder olmanızı söylemiyorum; yaşadığınız hayattan keyif almanızı, boş bir hayat yaşadığınızı hissetmemenizi, geçmişe takılı kalmamanız gerektiğini söylüyorum. Rezil rüsva bir hayatınız dahi olsa çimenlere, çimene yoksa betona uzanıp masmavi gökyüzüne bir uzanıp hayal kurmanızı istiyorum. Gerçekten, bu hayattan ne istediğinizi bir daha sorgulamanızı istiyorum. Çünkü yalnızca bir kez öleceğiz fakat her gün yaşıyoruz. Üzerinize toprak atılırken sizler o ufacık kabirde sadece kendinizin mi olacağını sanıyorsunuz? Hayır, bir o kadar da pişmanlıklarınız yanı başınızda sizinle beraber uzanacak. Nedir bizi bu hayallerden alıkoyan? Neden bir daha denemekten korkuyoruz? Hayır, neden hayallerimizden ödün verip yaşamak istemediğimiz hayatları ''Bu benim kaderim.'' diyerek kabulleniyoruz, üstüne zamanımız varken? Bunları söylemek hiçbir zaman kolay olmayacak fakat zaten kolay olmadığı için bazı ölümler çok anlamlı oluyor. Melankolik birisi olmanın, kendini acındırmanın bir manası yok. Gidelim ve istediğimiz hayatı yaşamak için çabalayalım. Bu yazdıklarım bir YouTube motivasyon videosu gibi değil, her birinizin üstüne o toprak atılacak. Bu, sadece başta bana olmak üzere bir mesaj.


Sana tekrar gelecek olursak, pek diyecek bir lafım yok. Gencecik yaşında kanserden dolayı hep gitmek istediğin üniversiteyi göremediğin, gerçekleştiremediğin hayalleri sana nasip etmemiş hayata ben ne diyebilirim ki? Gittiğin yerde bahtiyar ol, canım sırdaşım. 


Trajedilere, acılara, ihanetlere rağmen bu hayat yine de yaşamaya her daim değer.

''This world is cruel and merciless.. But it's also very beautiful.” -Mikasa Ackerman