Haybeden Gerçeküstü Aşk
Yönetmen oyunu iki perde şeklinde seyirciye sunmuştur. Oyuncuların oynayacağı sahneye göre dekorları ayarlamıştır fakat dekor sayısı
çok azdır ve pek göz doldurmaz. Örneğin oyuncuları oyunun genelinde sadece bir kanepe etrafında izleriz. Çok az birkaç dekor eklenmiş
veya değiştirilmiştir.
Oyun iki kişinin etrafında dönmektedir. Karakterlerin biri kadın diğeri de erkektir. İsimleri belli değildir ya da en azından oyunun içinde isimler
hiç telaffuz edilmemiştir. Bu durumun bilinçli bir şekilde tercih edildiğini düşünmekteyim çünkü yazar anlatmak istediği oyunu örneğin sadece
Ali ve Ayşe üzerinden değil her kadın ve erkeğin başından geçebilecek şekilde evrensel bir mesaj olarak vermek istemiştir.
Bu tercihi güzel bulduğumu söylemeliyim çünkü oyun, izleyen her yetişkin erkek ve kadının dili, dini ve ırkı ne olursa olsun kendinden bir şey
bulacağı diyaloglara sahiptir. Yani oyun evrensel bir konu etrafında dönmektedir. Oyun, dünyanın her yerinde birbirlerinden bu kadar farklı
iki canlının - kadın ile erkeğin- evliliklerini ve birlikte bir hayat paylaşmalarını mizahi bir dille sorgulamıştır.
Oyuncular bu sorgulamayı gerek beden dilleri gerekse jest ve mimikleriyle seyirciye güzel yansıtmışlardır. Abartı ve aşırıya kaçmamışlar
gayet samimi ve yapmacıklıktan uzak bir şekilde sahnenin hakkını vermişlerdir. Her iki oyuncu da karakterlerini güzel içselleştirmiş ve
yansıtmıştır. Aslına bakacak olursanız oynarken yani karakterlerini çalışırken çok zorlandıklarını ya da karakterle empati yapmakta güçlük
çektiklerini sanmıyorum çünkü zaten oynadıkları kişiler de kendileri yani her birimiziz.
Bir olay veya durum karşısında erkekle kadının farklı tepkiler vermeleri ya da olaylara çok farklı yerlerden bakmaları oyunu izleyen kadın
ve erkeklere yabancı gelmiyorsa oyunculara da gelmediği kanaatindeyim. Sadece bazı sahnelerdeki kadınla erkeğin tepkileri klişe ve
karikatürize edilmiştir. Örneğin kadının çok para harcaması veya sürekli gezmek istemesi; erkeğin tutucu ve daha çok evde vakit geçirmekten
yana olması gibi özellikler oyunda, tüm kadın ve erkeklere atfedilmiş ve klişeye düşülmüştür çünkü saydığım bu özellikler ne her kadında
mevcuttur ne de her erkekte. İşte oyunun en sevmediğim ya da basite kaçtığını düşündüğüm yanı yaptığı bu basit genellemelerdir. İnsan
izlerken sizde mi yaptınız bunu ya da daha zekice şeyler niye izleyemiyoruz diye düşünmüyor değil çünkü bu genellemeler bir kadın izleyici
olarak açıkçası pek de hoşuma gitmedi.
Oyun düştüğü klişelere rağmen erkek ve kadın beyninin nasıl farklı çalıştığını, olaylara nasıl başka açıdan baktıklarını mizahi bir dille
anlatmayı başarmıştır. Mizahtan yararlanırken küfür ve argodan da beslenmesi kadar doğal bir şey olmasa da maalesef bazı sahnelerde çok
gereksiz küfür ve argo kullanımı vardır. Gereksiz dememin sebebi küfür ve argo kelime kullanılmamalıydı demek değil elbette çünkü zaten
günlük hayatımızda bizler de kullanırız. Benim demek istediğim yerli yersiz küfür kullanımının seyir zevkini düşürme meselesidir.
Eser komedi türündedir. Bizlere komedinin bildiğimiz tanımını verir: Güldürürken düşündürmek! Oyun boyunca kadınla erkeğin düştüğü
gülünç durumlar, birbirlerini yanlış anlamaları biz seyircileri güldürse de birbirini sevmiş ve evlenmiş iki insanın ortada elle tutulur bir ayrılma
sebebi olmadan ayrılmaları aynı zamanda üzmüştür de.
Tabi ayrılmak için illa elle tutulur bir sebep, sorun mu olması gerekiyor diyecek olursanız oyun bize gösteriyor ki gerek yokmuş. Zamanla
birbiriyle konuşacak, paylaşacak bir şeyler bulamayan iki insan da ruhlarını doyuramadıklarından ayrılabiliyorlarmış. Ruh meselesinden
bahsettim çünkü bu iki karakter birbirlerinden sadece fiziksel anlamda etkilenmiş ve hoşlanmışlardır aslında ruhsal olarak birbirlerinden
oldukça farklılar örneğin adamın hobileri kadına kadının hobileri de adama saçma ve gereksiz gelmektedir. Sevgili oldukları dönemde de
birbirlerinin bu farklılılarını pek umursamazlar ta ki evlenene kadar.
Evlenince işler hiç de istedikleri gibi gitmez. O göz ardı ettikleri, umursamadıkları farklılıkları birbirlerinden nefret etmelerine sebebiyet
verecek kadar aralarına duvar örer. Adeta aynı evin içinde birbirine tahammülü kalmamış iki yabancı gibi yaşamaya başlarlar. Bu
tahammülsüzlükleri o kadar fazlalaşır ki dışarıdan çok basit gibi görünen durumlar için bile kavga etmeye başlarlar. İşte tam bu kısımlarda
oyun biz seyircilere madden evlenmiş manevi olarak paylaşımları bulunmayan çiftlerin gün sonunda ruhlarını doyuramadıklarından nasıl
sürekli birbirlerine zarar verdiklerini izletir. Cidden de ilk perdede enerjik hayat dolu iki karakter son perdede bitkin ve yorgundur.
Seyircilere bu mesajı iletebilmeyi başaran yazar yazdığı diyaloglarla, oyuncuların da bu diyalogları samimi bir şekilde canlandırmalarıyla
ortaya ortalamanın üstünde bir oyun çıkmıştır. Oyun, başından bir ilişki süreci geçmiş yetişkin her kadın ve erkeğe hitap etmektedir. Eğitim
durumu olarak illa üniversite mezunu yetişkinler izleyebilir ya da lise mezunu insanlar bu oyunu anlayamaz gibi bir durum söz konusu değildir.
Oyun için ortalamanın üstü dedim çünkü on üzerinden puan verecek olsam altı buçuk derdim. Bu puanı vermiş olmamın sebebi oyunu
sahnesiyle, yönetmenin dekor kullanımıyla, yazarın diyaloglarıyla, oyuncuların oyunculuklarıyla bir bütün olarak değerlendirmemdir. Yukarıda
bahsettiğim bazı eksiklikler ve basit klişeler bu puanı vermem de etkili olmuştur.
Tabi en nihayetinde ortaya eli yüzü düzgün, izlenebilir bir oyun çıkmıştır. Yer yer güldürse de acı gerçekleri yüze vurup düşündüren bir
oyun olmuştur. Umarım oyunu izleyen seyirciler varsa eğer eşlerine olan davranışlarını, birbirlerini ne kadar dinleyip sevgi, saygı sunduklarını
düşünmüşlerdir çünkü ancak o zaman oyunun verdiği mesaj doğru bir şekilde bizlere ulaşır, diyebilirim.
Nur Deniz Özkan