loş hava bunalımı kırdığında

kesilerek dökülen yapraklar gibi zihnimi de kavradı

babanın ruhu son kez çocuğu sardı 

hisset dedi ve sıkıca sarıldı 

ağzımdan dökülen her sözcük ilahi bir mertebeydi

hançeri bileyen bendim ve ellerime dolanan lütuf

dudaklarımı aralayıp, göz çukurlarımda ağırlaştı 

ince uçlu kozalakların 

adeta camdanmışçasına kristal ve berrak yazgıları 

zihnimi deşip geçtiği yerde beni yaraladı


iz bırakırdı yazgılar, derin izler 

görmediğimiz dokunuşların bile silemeyeceği

tanrıya ettiğiniz küfürlerin bile 

geri alınamayacağı 

susardı çoğu insan böyle zamanlarda 

söylemedikleri her sözcük

boğazlarından geçen her lokma

en tatlı nektardan daha tatminkâr

çünkü biliyorlardı

susarak var olmak 

hissetmekten daha kolaydı


ve sustu insanlar 

köreldikçe ağladı duygular

yoruldukça yoğruldular

taşlaşan kalpler ve ulaşamadığımız noktalar

kalan uçlarda yine 

en ufak kesikten haz edemeyen 

biçimsiz yaratıklar