Bir karartı var gözümün önünden akıp giden. Karartılara bu kadar olumsuz anlamlar yüklenmesinin nedenini düşünüp duruyorum. Kendi zıddıyla var olabilmenin farkındalığıyla yaşıyorum son zamanları ve bu durum biraz daha sorgulamama neden oluyor bir şeyleri. Karartıyı sırf aydınlığı var ettiği için sevdiğimi söylemiyorum. Karartı ya da karanlığı kendisi olduğu için seviyorum. Bu yüzden… 

Bir karartı var gözümün önünden akıp giden. Hiçbir şey hissetmeden belki… Ya da görece bir şeylerin yoğunluğunu yaşayarak... Belki hiç bilmeden odadaki varlığımı... Ya da görece bir şeylerin hislerini yaşayarak... 

Bir karartı var gözümün önünden akıp giden. Dönüp arkasına bile bakmadan. Sağını solunu, ötesini berisini bilmeden. Bir çift göz bakıp duruyor ona. Bir çift gözün içerisinde kocaman bir "ben" var. Gözünün içinde canlanan ne ise ondan ibarettir varlığı. 

Bir karartı var ucunu bucağını bilmediğim, ben ilerledikçe daha fazla seriliyor yollarıma sanki. Karartının ardında geceye karışır o. Zihni bulanır önce. Sonra bakışları donuklaşır. Cinayet gecesidir kendisini hissettiren. Karartıyı izleyen gözlerin ardındaki bir fikirdir. Gözlerin gördüğü ne ise gözlerin ardında kendini yokluğa rağmen var edebilen de odur. Karartıdan ibarettir fikirler. Cinayet gecesidir işte. Bu gece bir seri katilin soğukkanlılığıyla öldürüyorum bir bir var olduğumu hissettiren her şeyi. Bilekten süzülüp dirseğime doğru akan kan da bir karartıdan ibaret. Öldürdüğü neyse varoluş sancılarını bir bir doğuran da o. Hiçbir şey hissetmeden yürür gider karartının ardından ve bakire düşlerinin tamamı gözünü açtığında karşısına çıkan buz gibi gerçeklerle birleşir. Geceye karışmanın seremonisidir bu. Cinayet gecesidir ve bir karartı var gözümün önünden akıp giden… 

Her cinayet gecesi bir karartının peşine düşerse kendini var etmeyi beceremeyen ve aydınlığa rağmen yaşayabilen benlik o zaman kavga gerekçelerini bir bir gözden geçirir ve hepsini eler. Elinde yalnızca bir sağlam neden kalsa bile çelişki der buna. Kendi içinde uzlaşmayan ama varoluş sorunun düşünürken uzlaşabileceği bir çelişki. 

Önünde yürüyen karartı ilkel benliğidir kendisidir çünkü yalnızca şehvete dair olanı takip eder ve onu öldürmek ister. Bu suçun kendisinde olmadığının da şiirsel bir anlatımıdır belki. "Suç bende değil; bir karartı gibi önümde yürüyen, beni terbiye edemediğim nefsimin ardına sürükleyen o gölgenin." deyince içine yayılan ferahlama bir kandırmacadan ibarettir. Halbuki biraz bile düşünebilse bilir. 

Gölgeyi öldürünce cisim yok olmaz!