—Ihlamur Ağacı

Çok yaşadım da ne oldu? Alışabildim mi? Ne gezer? Nasıl anlatsam bilmem ki! Bakın bana, iyice bakın: Altmış iki yaşında bir adam hali var mı hiç bende? Var tabii, var ama, siz gelin de onu bana sorun. Altmış iki yıl yaşamışım ben öyle mi? Tuhaf! vallahi tuhaf!
(sayfa 26, BABA)

Biz dediğime bakmayın. Sevmem onun bunun adına birtakım açıklamalara girişmeyi. Kendimle savaşım.
(sayfa 29, GELİN)

GELİN: Siz hiç üçüncü gözden yoksun olduğu için hayıflanan birini duydunuz mu?
BABA: Hayır duymadım.
GELİN: Duyun öyleyse, ben.
BABA: Ağlasaydınız biraz.
GELİN: İnsan kendi zavallılığını nasıl da unutuyor değil mi? Çok mu umutsuz görüyorsunuz durumumu?
(sayfa 30)

İntiharı kazadan daha önemli saymış da oyalanmıştım bir zamanlar.
(sayfa 34)

ANA: Suç bende ki, sizi karşıma alıp da konuşuyorum. Siz insandan başka her şeye benziyorsunuz anladınız mı?
GELİN: Doğrudur. Şu sıralar hayvanlarla uğraşıyorum da...
ANA: Ne işiniz var hayvanlarla?
Gelin: Onlar doğuruyorlar, yavruları kendi kendine yeteceği zaman bırakıyorlar, tanımıyorlar artık birbirlerini. Oysa ben doğurursam bırakmamaya alışacağım. Bırakmayı denesem bile birbirimizi tanımaktan kurtulamayacağız bir türlü.
ANA: Dert değil mi şimdi bu?
GELİN: Hangisi?
ANA: Daha neler duyacağız bakalım. Sonra?
GELİN: Sonrası bu. Oğlunuz...
ANA: Yani hayvanlar gibi yaşayalım, doğurup atalım, öyle mi? Maşallah! Ne olmuş oğluma?
GELİN: İyi dediniz. Nesi varmış hayvanların? O kadar da hor görmeyin.
(sayfa 38)

"Ancak benim kendimi eğitmem, alıştırmam gerek. Sen zaten sorumlu doğmuşsun. Sen sadece yaşadığın için yaşatmayı da bilirsin. Beni anla. Senin bizi korumayı düşünmeden koruduğun doğru. Eğer ben eğitilmesi gereken bir yaratık olduğumu unutursam büyük suç. Çünkü bana dokunan bütün ilgiler, büyük yoksulluğum, yüce açlığım adına kurban edilecek. Senden uzak durabilmeyi başarabilmem, saygıyı, sevgiyi öğrenmeme bağlı."
(sayfa 61, GELİN)

—İpin Ucu

A: Duyduklarınız size kalsın. Gelenler ne biçim şeylerdi, bunu da mı açıklayamazsınız?
AA: Biçim? Ne ifade eder, neye yarar biçim? Nedir örümcek, yarasa, deve kuşu, papağan, tilki, öküz? Yanıltmaktan kaç. buyruldu. Onun için hoş gör evladım, tanımlamak bile bana yasak.
A: Sizin de kurallarınız az değil. O yasak bu yasak...
AA: Bunlar kural değil ki çocuğum. Buyruk. Buyruk? Nedir buyruk? Tersini akla getirmeye olanak bulunmayan birtakım şeyler, şeyler yani... şey, neyse o.
(sayfa 89)

AA: Ee, gülünü seven...
A: Dikenini ayıklar!
AA: Kolay değil ayıklamak, katlan evladım sen en iyisi, katlan!
(sayfa 97)

A: Dışarıdan yönetilmek hoşuma gitmez.
AA: İçeriden?
A: Onu da sevmem.
AA: Kim yönetecek peki bizi?
A: Kendimize ne olmuş?
AA: Bırakmazlar.
(sayfa 99)

A: Sevinelim değil mi?
AA: Evet, izin çıktı.
A: Nasıl sevineceğiz peki.
AA: Bilmeyerek.
A: Neyi?
AA: Sevinmeyi
(sayfa 100)

AA: Bastığımız yer Dünya'nın ortası.
A: Belki evrenin de...
AA: Demek burası. Az öte git. Şurası da olabilir. Şurası da.
A: Herkes bu oyunu oynayabilir.
AA: Oynuyor zaten. Evrenin merkezi kendi sanıyor.
(sayfa 100)

AA: Hiç mi umut yok?
A: Yok.
AA: Duydunuz ya komşular!
A: Komşular uyuyor rahatsız etme.
AA: Gerçekten aptalsın sen. Yaşasın! Kurtulduk! Kurtulduk dostlarım, kurtulduk.
A: Sen delirdin galiba.
AA: Ne delirmesi şaşkın. Kurtulduk diyorum anlasana.
A: Kimden kurtulduk söylesene be adam?
AA: Kimden olacak, umuttan. Düşünsene onun kadar sinsi, ikiyüzlü, avutkan, adamı afyon yutmuşa döndüren başka bir güç var mı şu dünyada? Gösterebilir misin umutsuz yaşamasını kıvırabilen bizden başka tek insan?
A: Sahi yahu, doğru.
AA: Hadi öyleyse sen de kıvır! Kıvır, kıvır, kıvır, aşağıdan, yukarıdan...
(sayfa 102)

Haklısın, haklı olduğun kadar da haksızsın, gök gözlüm, kara ozan, büyük usta. Yaşamak, güzelse de değilse de yaşamak... (Sesi fısıltıya dönüşür.): Ama nasıl yaşamak...
(sayfa 154, AA)