I.

Pencerenin devirdiği 

Bütün bir kışın hikâyesidir

Gerçek bundan ibaretmiş gibi görünür

Buğu soğuğu 

Demir parmaklıklar fesleğeni anlatır sonra

Bütün bir senenin caddeleri

Sokakların ıssız taşları

Kaldırımların yol gözleyen çaresizliği

Refüjdeki ağaçların aldanmışlığı

Pencerenin neden ibaret olduğunu anlatmak 

Kâinatı bir dağ ile tanımlamanın ötesine geçemez

Yürüyüş, kendi izini kaybeden cinsten

Ceketi omuza atıp 

Ayakkabıları ıssızlığa sürte sürte 

Uzanıp gitmek var sona doğru

Son denen, bir bitiş midir

Yeni bir başlangıcın habercisi mi 

Gözlemlenenin gözlemciye rağmen istifini bozmaması

Rugan ayakkabının göz alan ışıltısı

Sürmesi akmış

Bastonu bükülmüş 

Topuğu kırılmış 

Sakalları uzamış 

Birbirine kavuşmayan tanımlamalar 

Yalnızca ses olup bir dizi anlamlı cümle kursa 

Yine aksa uzaktaki kulaklara

Birbirine hiç örtmeyen tanımlamalar

Silinip gitse sessizce

Ben gibi

Unutulmuş pencereler 

Boşaltılmış evler 

Yanık kokan köyler 

Gerçek bazen bundan ziyade

II.

Umutsa sadece bir yük 

Sırtına almış kadın 

Çarpık bacaklı

Kirli sakallı 

Anlamsız kıkırtılar-mırıldanmalar

Akıyor gidiyor işte yine 

Kulaklarını tıkarlar 

Birbirini görmezler, üzülmezler, ölmezler 

Hissetmezler, kadını bilmezler 

Kadın, rimelleri akan 

Sakalları da uzamış

Tadını bilmezler bir de 

Kendinden kaçmanın soyka hissinin

Küçük bir kızın eli dolanır 

Sakalların arasında 

Yarı uykulu, umarlı, tedirgin 

Kararlı gibi görünen 

Durağanlığa öykünen parmaklar 

Gezer durur suretinde

Dudakta durur, dudakta uyur

Bastonunu kaldırmış, kaşları da kalkmış 

Üstü paçoz 

Sözleri sadece müptelası olduklarına temas eder

Temas etmez, sürtünür gider

Biri gelip dursa önünde 

Bastonunu indirse, kafasını kırsa, kan aksa

Eğilip içer biraz belki

Adam; sakalları uzamış, kokuşmuş

Aidiyeti yok, mülkü var, evi yok bir fahişe 

Kaldırımlara sürte sürte gider 

Kadın bakar, gıcır dişlerini göstere göstere güler 

Alır başını gider 

Herkes gider

Yerler kaygan, rugan kayar

Kadın yere dökülür, gözleri kapanır

Görüntü bulanır, açar gözlerini

Sisin içinde 

Fahişe nerede?

Dişleri gıcırdar, yankılanır 

Sis sarsılır, kadın yine dökülür

Sakalları uzun, sürmesi akmış 

Gözleri şiş ama gülüyor

Kalbi atıyor ama ölüyor

Karışır birbirine adamla kadın

Varoluş sancısının unutuluşunda

Dönüp bakar

Kendisidir iki bedende soluk alıp verdiği

Birdir iki beden

Tektir ruh

Kadın yoktur, erkek de

İnsan vardır yalnızca 

Kendisidir ikili gördüğü

Birdir o, birin yansıma görüngüsü

Ayine-i Kâinat… İnsan

III.

Papatyalar gökkuşağına bakar

Kıkırdar; yer kaygan, toprak akışkan

Uğur böcekleri umursamaz

Demir parmaklık ısınır

Buğu gider

Pencere açılır

Bahar gelir, fesleğen fesler 

Kuş uçar, bilinç ölür

Yaralıdır yere dökülen 

Bir bıçak saplanır gökkuşağının altında

Kendisi yağız, sakalları güneşte kızıllaşan delikanlıya

Bütün firari hayallerini asmış heybesine, kulübesine gider 

Bıçak nereden gelmiştir, bilinmez

Yaralıdır dünü ve şimdisi

Yarını değil ama

Ertelenmiş özlemleri, kurulmamış hayalleri 

Çizilmemiş hayatları

Bütünleşmemiş imgeleri

Hepsi oradadır

Bıçakla tutturmuştur bedeninin orta yerine

Kanı akar, toprağa süre süre gider

Kısa, yağız, sakalı kızıl, kalbi bıçaklanmış delikanlı 

Sahici konuşmalar, içten gelen sesler

Renkli boncuklar taşır, paylaşır

Kurakla karşılaşsa kanını toprakla paylaşır

İnancı masasına örter, keser, ölçer, biçer

Eskiyen heybesini yeniler, doldurur yürür

Bir lokması, bir hırkası 

Derin gözleri

Elmacık kemiğinden taşan gülüşü ve bıçağı 

Kanını toprağa süre süre uzaklaşır, gider

Patikalara düşer

Damla damla azalır

Patikalar kaderine düşer

Damla damla azalır

Patikalar kaleminden kâğıda düşer