Bazen insanlara öfkelendiğimizden öl diyoruz ya biz, o yokken nasıl olacak bilemiyoruz, insanları kaybetmek hayatta asla tahmin edemediğiniz bir duygu, onun yerini asla kimse dolduramaz, kalbin hep boş kalır, hep sızlar.

Bir gerçekten ölen birini özlemek var, bir de hayatında ölen kişiyi özlemek var, siz hangisini yaşıyorsunuz?

Sabah ilk güneş açar açmaz hep birlikte kalktık, saatlerce saatin farkında olmayıp oturdu kimisi, kimisi ise aynı yerde gidip geldi.


Miraç iyi birine benziyor ve düşünceli, sessiz ama suskun değil.

Deniz konuşkan biri, enerjik, iyi biri.

Bulut çaresiz, konuşmayan, kafaya takmayan, iyi biri ve biraz fazla suskun olduğundan seri katil gibi. İnsanlara öyle bir bakıyor ki... Özellikle Gece'ye öyle bakıyor ki.

Gönül iyi biri, korkusuz, resim yapar ve düşünceli ve dost, pamuk gibi saçları var. Helin iyi biri, düşünceli, iyi günümde, kötü günümde yanımda olan mükemmel insan, canım dostum.

İpek korkan biri, tedirgin ve iyi biri, sanki bir şey saklıyor gibi.


Evet, saatlerce birbirimize baktık, bu sefer havlayan bir köpek sesi çok yankılanıyordu. Herkes bir panik içindeydi ve köpekler her havlamalarında bizlere birer adım daha yaklaşıyorlardı, yedi tane dev, büyük köpek ama aralarında bir tanesi ortanca ve ortanca ile onun bir büyüğünün ağzından salyaları akıyordu ya da kuduzlardı. İşte aklımızdaki bu düşünce ile beraber koşmaya başladık, otobüsten çıktık; karanlık, ıssız, terk edilmiş bir yerdeyiz. Neresi olduğu hakkında hiçbir bilgimiz yok, hayatınızda hiçbir zaman göremeyeceğimiz yerdeyiz, bu sefer sesini çıkaran Miraç değildi. Gönül, "Arkadaşlar, başka gidecek hiçbir yerimiz yok. Evet, otobüsten çıktık ama şu an çok değişik, kapkaranlık bir sokaktayız, gece rüyalarımıza da girmeyecek bir yerdeyiz. Buradan kurtulmak için elimizdeki tüm şansları değerlendirmeliyiz, bunun için bir yandan düşünelim, çıkmak için ne yapabiliriz? Diğer bir yandan yolun sonuna doğru yürüyelim, belki bir şey çıkar."


Hep birlikte ilerledik. Helin korktuğundan elinde sopa ile, Bulut elinde ince bir atlama ipiyle, Deniz elinde kazma .Bunları bu ıssız yerde nasıl buldular, hayretle kaldık. Bir gök gürledi ani bir şekilde. Sokaklardaki lambalar kapanıp açılıyor, herkes çığlık içinde... Helin ile birlikte birbirimize sarıldık ve önümüzde zarf bulduk birden.


Miraç: Gökten vahiy geldi.

Herkes güldü.

Gönül: Saçmalama.

Bulut: Tövbe estağfurullah.


İpek Miraç'ın kafasına hafifçe vurdu. Gece, zarfı hemen alıp açtı hani şu filmlerdeki heyecanlı sahne bizde o an gerçekleşti, çok da değmedi o kadar heyecanlanmaya. Zarfı açtı ve gür bir sesle okudu: "Merhabalar sevgili arkadaşlar, ben hepinizi tanıyorum ve sizin beni bilmenize gerek yok! Zaten çok da önemli değil. Sizinle bir oyun oynamak istiyorum, katılmama ihtimaliniz yok! Buradan başka çıkış yolu yok."


Deniz: Ben yokum bu oyunda, burada biter, ayrıca ne oyunu bu?

O sırada bir tane daha zarf geldi,

Miraç: Bizi dinliyor arkadaşlar, aramızdan birinin çok günahı var, gaipten işaretler geliyor!

Ben: Yeter Miraç, durumu biraz ciddiye al.

Zarfı ben açtım. Zarfta, "Katılmama ihtimalin yok Deniz, oyunda mutlaka birileri aramızdan sonsuza dek ayrılacak, şimdi yatıp dinlenin, yarın ben size açıklayacağım." yazıyordu.

Zarf sanki tam bir ölüm fermanı gibi, sanki Paris Barış Konferansı, Osmanlı’ya Sevr Antlaşması’nı zorla ayakta imzaladıkları gibi. Neyse, gece boyunca hiçbirimizin gözüne uyku girmedi, bunca derdin ve korkunun arasında Miraç ve Deniz -inanmayacaksın belki ama- bu stres altında taş kağıt makas oynuyordu. Yani her durumda ikisi de bir şeyler buluyorlar kendilerine en sonunda.

Bulut artık katlanamadı ve ayağa kalkıp sinirli ve öz güvenli bir şekilde: "Şu düştüğümüz durumda dahi oyun derdindesiniz ya. Yeter artık! Oyun oynamayı kesin!" diye herkese bağırdı. Bulut oturdu yerine, Miraç ve Deniz azıcık köşeye çekildiler; İpek herkesten ayrı bir köşede, ben Gece'nin yanındayım. Gönül ve Helin birbirlerine yaslanmışlar. Helin'in gözleri gidiyordu azıcık ve birden İpek ayağa kalktı. Aniden uzaklaştı, İpek uzaklaşırken yürüme sesi kesiliyordu...


Bugün sen çok gençsin, yavrum

Hayat ümit, neşe dolu

Mutlu günler vadediyor

Sana yıllar ömür boyu


Ne yalnızlık ne de yalan...


Bu şarkı çalarken herkesin içine bir ürperti oturdu. Gece; kulağıma, "Bir şeyler ters gidiyor, bir şey olacak." derken bir silah patladı, herkes kargaşa içindeydi, ben hemen Gece'ye sarıldım. Gece, "Tamam, korkma ay ışığım, yanındayım. Elimi sakın bırakma, kahramanlık sakın ola yapma."


Ben: Çocuk muyum Gece?

Gece: Tamam sevgilim tamam.


Tabii ki ben her zamanki gibi geceyi dinlemedim. Üç dört kurşun sesi daha geldi, müzik kesildi, ben Gece'nin eline bırakıp koştum, yerde kanlar içinde olan İpek... Gece arkamda "Yapma Hilal dur!" diye bağırırken, bekle derken ben onu dinlemedim ve İpek'in yanına daha da yaklaştım. Tam İpek'in ayaklarının önüne gelmişken sırtıma bir kurşun yedim. Sanırım Gece'yi dinlemem lazımdı, haklıydı, Gece hemen koşarak beni kucakladı

Gece: Ah Hilal, bir kere benim sözümü dinlesen şaşarım zaten.

Ben: Tamam Gece,

Gönül'ün boynuna sardığı fularıyla benim sırtımdaki kanı durdurdular

Helin: Çabuk çabuk, çakmak ve bıçak bulun çabuk, kanaması durmazsa mermi daha da içine girer ve...

Gece: Tamam getireceğim.


Gece, yaklaşık bir on beş yirmi dakika sonra geldi ve elinde bıçak vardı. Çakmak bulamadığı için nereden bulduysa bir tüp getirdi, gerçekten o an çok komikti ama ben kendi halimde olduğum için gülemedim ama sağ olsun Miraç ve Deniz benim yerime bol bol güldüler. Helin bıçağı tip ile ısıttı, sırtıma öyle bir batırdı ki bıçağı öleceğimi zannettim ve Gece'nin elini sımsıkı tuttum. Helin benim mermimi çıkarttı başarılı bir şekilde. Gece Helin'e teşekkür etti, derin nefes aldı Helin. Herkes Helin'i alkışladı, ben de teşekkür ettim ona. Gece'nin elini bırakıp Helin'in elini tutarak ona sarıldım.

Gece hemen başladı konuşmaya: "Niye beni dinlemedin, dediğimi bir kere yapsan kızım, beni bir dinlesen... Kendi kafana göre yapacaksın ama yok. Kendi bildiğinle ilerleyeceksin."

Ben: Tamam Gece, her zamanki gibi yine sen haklıydın, oldu mu?

Gece: Tamam tamam, sen kendini yorma şimdilik.

Miraç, "Deniz," dedi sesi titreyerek.

Miraç, Helin, Gönül ve Bulut koşarak Deniz ve İpek'in yanına gittiler. Deniz, İpek'in cansız bedenine sarılıyordu ağlayarak.


Deniz: Abi ben hayatımda ilk defa iki haftadır tanıştığım bir kızı çok sevdim, ona aşkımı itiraf edecektim ve hep seveceğimi söylediğimde herkesi kaybettiğim gibi İpek'i de kaybettim, o benim İpek böceğim, dedi. Sevip de itiraf edemedi, uzaktan aşkının cansız bedenine sarıldı, elini tuttu, elleri buz gibiydi, hıçkıra hıçkıra ağladı. İpek'in gözünden düşen son gözyaşını Deniz sildi ve sevdiği kadının saçlarını tutup okşadı, kokusunu aldı ve yanına uzandı...


Deniz: Seni seviyorum ipekböceği, hoşça kal…

Deniz'in hayatının en kötü günüydü, kalbi ve yüreği eminim ki hiçbir zaman bu kadar acımamıştı.

Bir insanın sevdiğini söyleyemeden aşkını kaybetmesi çok kötüdür. Hoşça kal kelimesi sekiz harfli, üç heceli. A ve o harfleri ünlü, h-ş-c-k-l harfleri ünsüz. Hoşça kal veda kelimesidir. Sekiz sayısı sonsuzluk anlamına gelir, hoşça kal kelimesi sekiz harfli, vedalar her zaman sonsuzdur...



Diğer bölümü Deniz den dinleyeceğiz.