Kapıları ve pencereleri zorluyoruz

Zincirlerimiz değiyor birbirine

Ki asıl tehlike, karışırsa biz kimi kimden

Kimi ne suretle kurtaracağız

Geniş caddelerden ve yollardan taşıyoruz

Zincirlerimiz taşıyor,

Ki lekesi gözümüzle ovalamanın, dilimizle ovalamanın sözde dermanıdır

Yahut öyle deniyor

 

Bir oyun kurguluyoruz yeni baştan,

Dağların çıplak ve şehirlerin ütülü kıyafetleri dahil oluyor,

Ağaçlar sonbahardan utanıyor

Diyorum güzelim,

Giysin yoksa Allah,

Giysinin içinde değilsen sen,

Bir süreyi senin giysisizliğinle adlandırdıysa Allah, hesap verecek sana

 

Bir anlatsam, kuralları basit, yolu yamalı

Bir yerden kesip yokuşu düşürecek önüne

Bir oyun kurguluyoruz yeni baştan

Kırık pencerelerden bakmak çok yüksek puanları

Bakışını kırmak pencerede, yok yüksek başka şeyleri beraberinde getiriyor

 

Zaman eriyebilir avuçlarımıza, güzelim sana kim giyinmek zorunda olduğunu söyledi

Kim soyunmak zorunda olduğunu söylediyse onlar

Bütün atları kim beyaza boyadıysa onlar

 

Balyozumuz vardı bizim hatırlarsın,

Balyozumuz ona yıkmaya bir duvar yapınca kayboldu ortadan 

Hafızamız taraçalı hatta bölük pörçük hasmımız

Balyozumuzu ararken sağ şeritte minare,

Minare, işte bizim duvarımız

Yıkılmaya giderken sıktı yumruğunu

 

Bilirsin, düşman yokluğundan vuruyoruz birbirimizi

Yahut düşman çokluğundan tanıyamıyoruz

belli ki

Şehir bizi çiğneyip çiğneyip tükürüyor yol kenarlarına

Üstümüzde yapışkan salya, tuzlu mukuslar

Üstümüzde parçalanmış olmanın kokusu var

Duvarımız sapasağlam, balyozumuz kayıp

Ve birbirine dolanıyor zincirlerimiz

 

Bir tehlikenin bitişi, bir huzurun başlangıcına ilmekleniyor

Kurgu değilse sağlam, öyleyse zincir kölelerle anılmayacak artık

Öyleyse kim tarayacak Medusa'nın saçlarını

Güzelim kim öğretti sana güzelliğin sırlarını

Çirkinliği kim büyüttüyse onlar