Entelektüelliğin Avrupa’daki ve dünyanın öteki yerlerindeki görevini ve dolayısıyla tanımını toplumsal yapılardaki farklılıklar sebebiyle birbirinden ayrı kabul etmekle birlikte, yanlış bilmelerden arındırılmış, reel temelde sınanabilecek ve küreselde idealize edilebilecek bir entelektüellikten nasıl bahsedebiliriz?


Entelektüellikten, yalnızca profesyonel bir alanda icrakâr olmaktan veya rastgele fikir beyan etmekten ibaret değil, fikir ifade edilen alanda yapılan çalışmalara yönelik felsefî bir hak verme-vermeme söz konusu olduğunda bahsedebiliriz. Entelektüele bu sıfatı kazandıran bir yasaya ulaşmak, bir ihtiyaca çözüm bulmak için gösterdiği ceht değil, keşfi sonucunda ulaştığı ürün üzerinde yapacağı kritik değerlendirmedir.


Bilim insanının gayesi evrenin/toplumun dokusuyla insanın ilişkisini keşfetmek, ulaşılan verileri uğraşılan alanın diline uygun formülize etmek, yani var olan maddiliğe ulaşmak, tespit etmektir. Entelektüel bireyin bu anlayıştan ayrıldığı nokta ise tüm bunlara ilave olarak “çelişkilerden” -evrensel olabileceğini öngörmesi dâhil- şahsi bir itikat ortaya koymaktır. Bu çelişki, kişinin icrasını gerçekleştirirken onu yaratan ve ona yaratım kılan sistemin mevcut durumu ile sonrasında tespit ettiği genel gerçeğin zıtlığıdır.


Sartre, bu hususla ilgili nükleer enerji mühendisi örneğini kullanır. Söz konusu mühendis, bilimiyle ilgili araştırmalar ve bulmalar yaptığı müddetçe bu durum insanlık için öneminden/önemsizliğinden bağımsız olarak, bilim olmaktan ibarettir. Oysa aynı mühendis, yaptığı çalışmanın sonucunda nükleer bombanın yapılabileceğini ve olası sonuçlarını “fark ederek” bu duruma yönelik olumlu veya olumsuz herhangi bir değerlendirme sunabiliyorsa işte o zaman entelektüel bir kimlik kazanmış olur. Bu durumda entelektüellik, Sartre’a göre çelişkinin fark edilmesiyle yaratılabilecek bir durumdur.


Yine entelektüel, boşlukta dururken bir şey ortaya atacak kişi değildir. Bu sebeple, “entelektüel üretim” kişinin kendi alanıyla ilgili çalışmalarını yaptığı esnada çelişkiler fark etmesiyle cereyan etmelidir ve eder. Öte yandan en önemli husus, kişinin gördüğü bu çelişkilere yönelik bir ithamda ve ifşada bulunmasıdır.


Bunun ilk safhası, araştırmalar (ki bunun mahiyeti alabildiğine geniştir) sonucu ulaşılan yerde fark edilen çelişkiyi içsel olarak özümsemek ve çözümlemektir. Dışavurum, entelektüelin entelektüel olarak bilinmesi yönüyle bir ifşa ve itham barındıran ikinci safhadır.


Halihazırda duyumsamak, ifşa için onulmaz bir tetiklemedir. Çünkü entelektüel, uğraş alanının yarattığı alanda keşfettiği çelişkinin toplumla ilgili olduğunu fark ederek, toplum için ve topluma karşı itham eder. Böyle bir durumda entelektüelin bu sıfatla var olabilmesi için mevcut uyumsuzlukta, yabancılaşmanın yaşandığı bir hususu tespit etmesi gerekir.


Ayrıca entelektüellik, bir çeşit zorunluluğun yarattığı durumun adıdır. Bir şeye inanmayı/inanmamayı seçmekten çok, fark etmeyi ifade eden bir kavramdır. Yani bir duvarın rengi hakkındaki herhangi bir sınama olmadan yalnızca bakarak “Beyaz olduğuna inanıyorum.” tavrından çok, “Beyaz olduğunu fark ediyorum ve bu, şu dayanakla haklıdır/haksızdır.” tavrıdır.


Tüm bunlar dışındaki bir entelektüellik tasviri; entelektüel ürünün bir araştırma sonucu ortaya çıkmaması, öyle olmasa bile gerçekten yola çıkarak bir çelişki bulma sürecini geçirmemesi ya da bu çelişkiyi dışa vurmaması; yani bir yönüyle gerçeğe dokunmaması sebebiyle, hayalden ibarettir. Bu yönüyle genel kanıda olanın aksine –eğer söz konusu doğal sürecin tersi olan angaje kabullerle yola çıkmışsalar her okur-çizer-yazar entelektüel sayılamayacaktır.


Bu işin çarpıtmalara maruz kalan bir başka yönü de politikayla olan ilişkisidir. Temelde her iki konunun da birbirinden ayrılan keskin nitelikleri olmasına rağmen iç içe geçmiş tarafları da vardır. Topluma yönelik bir eleştiri iki alanda da sunulur ama yöntem ve çıktının üretim safhası taban tabana zıttır.


Politikada, iktidar-muhalefet çatışması dolayısıyla, X grubunun özümsediği herhangi belirli doğrular üzerine bir inşa söz konusuyken –ki bu durum genel pratikte çarpıktır- kavramsal olarak entelektüellikte uğraş alanıyla ilgili yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan sürekli yeniyi fark edip yeni bir tenkit inşa etme söz konusudur.


Yeni bir araştırma sonrasında fark edilen çelişki kendi dinamiği gereği önceki kanının çelişik olduğu fark ediş olduğundan, yeni üretimin dışavurumu öncekinin çürümesini kendiliğinden yaratır. Oysa politikanın kendini hapsettiği sert duvarlar, kendini tenkidi ve güncellemeyi kabul etmemektedir.


Tüm yönleri bir arada değerlendirildiğinde entelektüellik kavramına baktığımız yer, entelektüel ürün sürecinin oluştuğu perspektifle aynı olmalıdır. İşte bu, entelektüelliğin entelektüel itibarla eleştirisi ve ifşasıdır.



Değerlendirmeye referans röportaj kaynak: https://www.birartibir.org/siyaset/669-celiskileri-ifsa-ve-itham-etmek