Sıkça gördüğüm bir kâbus vardı. Karanlık bir vakitte bir yokuşun başında buluyordum kendimi. Biri veya bir şeyler kovalıyordu beni. Ne olduğunu anlayamadan koşuyordum. (Genelde rüyalarımızı tam ortasından hatırlarız.) O yokuşlu sokağın kaldırımları kirli ve yağmurlu olurdu.


Bir gün kafama takıldı. Hep aynı yokuşu neden görüyorum diye düşündüm. İnsan beyni, daha önce görmediği hiçbir şeyi rüyalarda ve kâbuslarda karşımıza çıkarmaz. Bu yokuşlu sokağı nerde görmüştüm? Kâbuslardan aklımda kalanları düşündüm ve buldum.


Çocukken dedemin dükkânın olduğu sokaktı bu. Yokuşlu sokağın ortasında sayılırdı dedemin ayakkabıcı dükkânı. Sokağın sonunda bir kahvehane vardı. Dedem derdi ki ‘’Git kahvehaneye söyle, ayakkabıcı dükkânına bir çay bir de oralet getirsinler.’’ Yokuşu inip kahveye giderken çocuk aklımla bir oyun oynardım. Ardımda beni kovalayan canavarların olduğunu ve onları yenmenin tek yolunun kahveye bir an önce varmak olduğunu düşünürdüm. Meğerse beynim, çocukken düşlediğim bu oyunu bana kâbus olarak gösteriyormuş geceleri.