yirmi birinci yaş, yirmi bir asır gibi hissettiren sancılı günler. dönecek bir evim dahi yok artık. yürüyecek metaneti de bulamıyorum içimde. yazdığım tüm şiirler, belki birkaç tane intihar eder. dünya, çizgisi olanların değil, çizgi neredeyse orada olanların dünyası. bir balkonum var, biraz tütünüm ve şarjım yettiğince bana eşlik eden şarkılar. ne alkol oyalıyor zihnimi, ne de yazmak. kimliğim, ismim, doğum tarihim ve yerim var, bir memleketim yok. bir başkasının elinde, bir şeylerden kaçmak üstüne kurulmuş bir karakter. yine bir başkasının, üstünde durmadan gelişigüzel yarattığı kimlikten fazlası değilim. yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni eşyalar; yeni bir hayat demek değilmiş. uzansa ipin, tahminî ne kadar? yine dolanıyorsun hayatın ayağına. döner dolanır kendi çukuruna düşermişsin. bugün, yirmi bir. taşınır yükler var sırtımda. nereye gitsem, ne kadar uzaklaşsam, ipimi uzattığı kadar hayat. daha sancılı, daha ağrılı, boynumda bir urgan, ayaklarım henüz yerde, henüz ölmedim ama ne kadar yaşıyorum ki? tüm bunlar olmamış gibi, her sabah tekrardan aralıyorum odamın perdelerini, yaşam kavgasında bir soluk daha. bir soluk daha. aralanmıyor göğsümdeki perde, kapkara. bir kulaç daha, bir kulaç daha. bir dost arıyorsun, sırtına sırt, gereksiz gülmelere ev sahibi olacak bir masa. aynadaki kendime bakıyorum sadece. memlekete hasret. sevdiğin sokaklara hasret. içten bir selama hasret. artık herkes tanıdık, artık tüm selamlarım, dünüm, anım ve yarınım, sadece, bir uzak tanıdık.