Jaspers, her insanın mutlaka karşılaşmak zorunda kaldığı ve kendi iradi sınırlarını aşan olaylar olduğundan bahseder ve bunları “sınır durumlar” olarak adlandırır. Buna göre her birey acı çeker, suçluluk duyar, bir şeylerle mücadele eder(savaş halindedir) ve ölümlüdür. Tüm bunlar olup biterken de insan şansa ve kadere tabidir. 


Jaspers sınır durumları üstesinden gelinemeyen, aşılması imkansız, insan üstü durumlar şeklinde betimler.[i] İnsan sürüp giden hayatı içerisinde birdenbire kendini bir cendere içinde hisseder, olayların kontrolü neredeyse elinden çıkmıştır. Olaylara ne hükmedebilir ne de onlardan kaçıp kurtulabilir. Ancak insan tam da bu noktada varoluşunu iliklerine kadar hisseder ve varlığını korumak için harekete geçer. Jaspers’a göre insanın kendini aşan ve sınır durumlar olarak adlandırdığı olaylara maruz kalması onu aşkın varlığa yönlendirmek için bir tür simge-işaret-şifre olarak okunmalıdır. “İşaretler” insan ürünü olan dile benzer biçimde aşkınlığın dilidir. İşaretler öznel bir yapıdadır ve her insan karşılaştığı işaretleri kendi algı, düşünce ve kapasitesine göre anlamlandırır.”[ii] Kısacası Jaspers ‘herkes kendi tanrısına kendi bildiği yollarla ulaşmalıdır’ fikrini savunur. Bu yaklaşımı nedeniyle Jaspers’ın deist olduğu da düşünelebilir. Ancak Jaspers’ta görülen öznellik vurgusunu bir tür deizmden ziyade bireyin duygu, düşünce ve edimlerine verilen değer ile kilisenin dogmalarına karşı alınan bir tavır olarak değerlendirmek daha doğrudur. Bir anlamda öznel deneyimlerin biricikliği ve fenomenolojik bir bakış açısı olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan Jaspers’ın öznellik vurgusu postmodernitenin ayak sesleri olarak da görülebilir. Postmodern tutuma göre kesin olan tek şey hiçbir şeyin kesin olmadığıdır.


Jaspers’a göre her benlik kendi aşkınlığıyla karşı karşıyadır. Tanrı daima “benim” Tanrımdır. Diğer insanlarla ortak bir yaşantı içinde deneyimlenemez. Jaspers metafizik öğretisinde kilisenin dogmalarına da karşı çıkar. Aşkınlığı bu denli öznel yorumlaması da bir bakıma kilisenin dogmalarına ve tekeline karşı aldığı bir tavırdır. Jaspers Tanrıyı vahiyle anlamanın da mümkün olmadığını ileri sürer. Kilisenin vahiy öğretisine “felsefi iman” ile karşılık verir ve vahyi reddetmenin Tanrı inancını ortadan kaldırdığı düşüncesini de kabul etmez. Yani Jaspers felsefi düşünceyle aşkınlığa varılabileceğini, Tanırının idrak edilebileceğini düşünür. Yine de felsefi iman savı yahut düşünceye verdiği öneme karşın Tanrının varlığının ispat edilemez olduğunu belirtir. Ona göre varlığı kanıtlanmış Tanrı Tanrı değil, evrendeki herhangi bir şey’dir.[iii]


[i] Jaspers, K. (2018). Felsefeye Giriş, (çev: Abdurrahman Aliy), Pinhan Yayınları, İstanbul.

[ii] Dönmez, S. (2009). Jaspers’te Tanrı Fikri, Çukurova üniversitesi İlahiyat Fakültesi: Felsefe Ve Din Bilimleri, Adana.

[iii] Jaspers, K. (2018). Felsefeye Giriş, (çev: Abdurrahman Aliy), Pinhan Yayınları, İstanbul.









Yazar: Rıdvan Temiz