Bilmem kaçıncı evrende, hiç bilemezsininci gezegenin birinde her biri farklı boyutta sekiz kıta ve çok büyük bir buz dağı varmış. Hayır, bu gezegende Titanik yokmuş.


İş bu ya bu sekiz kıta milyonlarca yıl boyunca buz dağına doğru yavaş yavaş hareket etmişler. Ve çok şeyin bittiği ama her şeyin başladığı o gün sekiz kıta buz dağına çarpıvermiş.


Kıtaların buz dağına çarpışı o kadar sesliymiş ki bu saçmalığı yazdığım evrende -Dünya adlı bir gezegende- yeni yaratılmış bir canlı türü olan insanlar tarafından bile duyulmuş.


İnsanlar yaratılışı nedeniyle her şeyi duymaya çalışan, her şeyi görmek isteyen ama asla anlama kabiliyetini kullanmayı istemeyen bir türmüş. E durum böyle olunca da duydukları bu sekiz farklı sesi de hafızalarına atıverip sahiplenmişler.


Milyonlarca yıl geçmiş üzerinden, insanlar ise bunca yıl boyunca etraflarında çıkan her şeyi bu sekiz ses üzerinden kodlayarak o ahmak kafalarına sokmuşlar. Yeni bir ses duydum diyenlere ise "Hayır, o birinci ve dördüncü sesin birleşimi aslında." diyerek saçma saçma cevaplar vermişler. Çünkü yeni sesleri öğrenip uğraşmak istememişler.


Bu sefer milyarlarca yıl geçmiş hatta uçan arabalar ve uçan insanlar bile icat edilmiş. Gerçi ben hep uçuyorum ama olsun, heves kırmayalım. Bir adam bu sekiz sesi toplayıp her birine farklı bir ad koymayı akıl etmiş. Bununla yetinmeyip sesleri hapsedebildiği bir hapishane bile geliştirmiş.


Nota hapishanesine hoş geldiniz. Burada sadece sekiz mahkum bulunmaktaymış. Bu sekiz nota mahkumu suçsuzluklarının bedelini her gün milyarlarca insana zorunlu hizmetle ödüyorlarmış. Hapishane müdürü ise aslında keyfi olan bu hizmet üzerinden telif hakkı alıp şerefsizliğine şerefsizlik katıyormuş.


Benim şahsi fikrime göre her ortamda bir muhalefet bulunmalıdır çünkü sessizlerin hakkı ancak böyle korunabilir. Ses çıkartabilenlere danışarak. İşte bu hapishanedeki o sessiz de sekizinci notaymış. Sekizinci nota ilk doğduğu günden bu yana hep sessize alınmış, sadece bayramlarda kullanılan o karmaşık şarkıların arasında bulunmasına izin verilmiş.


Milyarlarca bayram geçmiş ve artık sekizinci notaya hiç ihtiyaç bile duyulmamaya hatta çocuklar notaları sayarken bile söylememeye başlanmış. Bu sakin ama kırılmış notamız artık bu davranışları gururuna yediremez hale gelmiş. Zaten bir varlıksanız yüksek ihtimalle gururunuzdan öleceksiniz.


Gururlu minik sekizinci notamız sıradan bir günde, işe yaramaz halde hapishanesinde dolaşırken fazladan bir oda keşfetmiş. Kapının üzerinde "kalp sesi odası" yazıyormuş ama hiç güven verici durmuyormuş. Tahmin edeceğiniz üzere sekizinci notamız bu odaya girmiş ve bir daha asla çıkmamış. Kapı ise o günden bugüne hiç açılmamış. 


O kaybolan notanın adını kimse bilmez çünkü hafızalardan silinip gitmiş. Ancak hepimiz o notayı içimizde yaşıyoruz. Hayır, sekiz numara ölmedi, kalbimizde yaşıyor demeyeceğim. Sekiz numaralı ses cidden içimizdeki o ses. Kimsenin duymadığı hatta düşünen kişinin bile duymadığı, kimseciklerin nasıl bir şey olduğunu anlatamadığı o ses...


İçimizdeki sessiz ve boğuk bir şekilde çığlık atan yalnız kalbimize saygılarla...


Do, Re, Mi, Fa, Sol, La, Si ve Ruhumun Sesi.